SON DAKİKA
Hava Durumu

OKUR /YAZARLIK

Yazının Giriş Tarihi: 13.04.2022 09:52
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.04.2022 09:52

Stephen Zweig’in yazarlar hakkında çok güzel bir denemesi vardır. Yazdıkları sırada kendilerinin bile tanımadığı birine dönüştüklerini söyler. Yine aynı denemede “Daha sonra sorsanız size nasıl yazdığını anlatamaz”  der.

Yazdığın şeye dönüşmüş bir enerjiyle dolup, yazabilmek… Yazdıklarının bir parçası haline gelmek… Anlattıklarını duymak, görmek, kendinle olan ilişkinin bile farklılaşması… Aynı zamanda her yazdığına kendinden bir şeyler katabilmek. Tıpkı okuduğun her kitapta kendini arayıp bulmaya çalışmak gibi.

Okumaksa ayrıca büyük bir disiplindir. İnsan okuduklarıyla kendine istediği şekli verebilir. Bir kelime gelir dilinize yerleşir. Yüzünüze yansır okuduklarınız. Okuduğunuz, etkisinde kaldığınız bir yazar sizin okulunuz olur.  Sevdiğiniz bir yazarın kitabından ömrünüzce ayrılamazsınız. Gözünüzün önünde olsun istersiniz. Aklınızdan çıkmayan cümlelerini sık hatırlarsınız. Başucunuzda durur, siz nereye giderseniz gidin, toplanırken en son o kitabı koyarsınız koliye, sonra yine başucunuzdaki yerini ilk bulan odur.

Bir yazar değişebilir ama dille ilişkisi değişmez. Okur da değişebilir ama okumaya sevdası değişmez.

Kitaplıklarda duran kitapların yazarları onları okuduğumuz anda okurunda yeniden dirilir. İz bırakan kitapların sesleri vardır kulaklarımızda.

Bazı kitapların sonlarına geldiğinizde tuhaf hislere kapılırız. O kitabın bizde yarattığı etkiyle değişip dönüşmeye hazır hissetmediğimizden belki de bitmesini istemeyiz.

Bir yazarın yazması için onlarca nedeni vardır. Hepsi de çok kıymetlidir. Okur, ipuçlarını, işaretleri takip eder.

Balzac’a ait olduğu bilinen bir anektot var; 1848 Devrimi sırasında şehir çalkalanırken Balzac odasına girip masasına oturup şöyle demiştir: “Hadi bakalım, gerçekliğe geri dönelim.” Hayal gücünün gerçek insanların yaşadıklarından daha gerçek olduğuna, daha büyük ve derin duygular uyandıracağına inanır çünkü.

O dönemlerde yaşayanlar kaybolup gittiler… Okurlarında gerçek duygular uyandırmaya devam ediyorlar. Bugün hiçbir yazar aşkı Shakespeare gibi tarif etmez, onun gibi yazmaya çalışsa belki okunmaz ama onun anlattığı duygular bugün de geçerli. 1564 yılında doğan bir yazardan söz ediyorum.

Bazen çok basit bir cümle gizli bir yarayı uyandırır. Çok eski bir sesin yansıması olur, döner gelir. Yazar, boşlukta yüzen anı parçacıklarını kısacık anların içine sığdırır, saklar. Okur bunlardan haz duyar, üzülür, heyecanlanır, gülümser, kahkaha atar… Birilerinin insanları anlatması, yaşarken anlayamadığımız davranışları anlamamızı sağlar.

Yazar, duygularını okuruna akıtırken kendini unutur, aklını duygularından soyutlar, kaybolur.

Anın gerçekliğine ikna eden kitaplardaki insanların ayrılmalarına üzülür, zaaflarından utanır, kibirlerine kızarız.

Yazar ne yazarsa yazsın kaçınılmaz olarak insana, hayata dair bir gerçeğe doğru yolculuğundan aktardıklarıyla karşımızdadır.  Okur ne okursa, kendi yolculuna, kendi gerçeğine, hayatının akışına arkadaş eder kitapları.

Okumak, birbirine benzeyen ya da benzemeyen pek çok hayatın içinde var olmanızı sağlar, yazmak, birbirine benzeyen ya da benzemeyen pek çok hayatı var etmeyi…

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.