Hava Durumu

Özlem Yağmur Röportajı... "CHP İl Başkanı Karaca Yanlış Yerde Kazı yapıyor. Kazılması Gereken Yer Gülümsenen Nilüfer'dir!"

Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır: "CHP İl Başkanı, hukuk çerçevesinde gerçekleri ortaya çıkarmak istiyorsa, yanlışların üzerine gitmek istiyorsa yanlış yerde kazı yapıyor. Kazması gereken yer, Gülümseyen Nilüfer'dir!"

Haber Giriş Tarihi: 04.01.2022 20:38
Haber Güncellenme Tarihi: 18.01.2022 12:03
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.lodoshaber.com
Özlem Yağmur Röportajı... "CHP İl Başkanı Karaca Yanlış Yerde Kazı yapıyor. Kazılması Gereken Yer Gülümsenen Nilüfer'dir!"

Uzun bir aranın ardından ilk röportajı Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır'la yaptık.
Kamuoyunun gündemine son derece sarsıcı iddialarla gelen, benim de eleştirilerimden hatırı sayılır ölçekte payını alan Önder Tanır, enteresan bir karakter. Fazlasıyla eyvallahsız. 
Görebildiğim kadarıyla, (Hoş kendisi de aynen bu şekilde ifade ediyor) öncelikle ve en çok Allah'a karşı hesap verebilir olmakla ilgili.  
Ya da en çok korktuğu şey, Allah'a hesap verememek. Suç ve ceza denkleminde önceliği inanç yapısı... İnancı gereği eşit ve adaletçi olmak zorunda hissediyor kendisini.  
Bunu da, söyleşimizdeki her fırsatta kimliğini gizlemeden ortaya koydu. 
Ardından da, adalete karşı hesap verebilir olmak geliyor. Kestel'de yürütmeye çalıştığı sistemin iki ana eksenini eşitliklikçi ve adaletli bir anlayış oluşturuyor. 
Bu sisteme çomak sokmaya çalışılınca da tepesi atanlardan! Mesela biz röpartaj yaparken tam da bu moddaydı. Hem kendisiyle ilgili iddialara ilişkin sorularımı yanıtladı, hem de neden bu tür iddiaların odağında kaldığını anlattı.
Ki, işte röportajın o bölümleri, her birinin delilli ve ispatlı olduğunu söylediği çok ağır iddialar içeriyor.
CHP ve İYİ Parti'nin Kestel ilçe başkanlarının kendisinden yakınlarının kaçak yapılarıyla ilgili imtiyaz talebinde bulunduğuna ilişkin anlattıkları
Kaçak elektrik kullanan meclis üyeleri... Kaçak ortaya çıkınca yapılan şanlı transferler... 
Ranta, rant baronlarına karşı bakış açısı... Sanayici kesime olan yaklaşımı...
Tüm bunlar dahilinde önceliğinin Kestel halkı olduğunu söylemesi... Odağa insanı koyması...
"Siyasi geleceğim umurumda değil" demesi... Gerektiğinde siyasi bedel ödemeye hazır olduğunu söylemesi...
Kendisini istifaya çağıran CHP İl Başkanı İsmet Karaca'ya, "yanlış yerde kazı yapıyor!" Demesi, ve esas kazı bölgesinin "Gülümseyen Nilüfer" olduğunu işaret etmesi... 
Ve tüm diğerleri açısından bakıldığında, benim için keyifli bir röportaj oldu. Meğer pek çok ortak paydamız, ortak serzenişimiz varmış. 
Buraya kadar olanı, özetle benim görüşlerim. Malum, röportajda olabildiğince dışarıdan bakmak lazım. 
Bundan sonrası için sıra sizde...

* 2021'in son günlerinde Bursa ve ülke gündemine akıllara zarar son derece çirkin iddialarla geldiniz. Ben de sizi eleştirerek açıklama istedim. Ortalama bir sırayla gidecek olursak, "bir şehidin evini, şehidin ailesinin tepesine yıkmaya çalışan Belediye Başkanı" olarak lanse edildiniz. Şehit evini yıkmak da nedir? Bu çok zalimce değil mi?

Konuya bütünsel yaklaşmak lazım. Kaçakla mücadele bizim göreve ilk geldiğimiz zaman arkadaşlarımızla ve diğer partilerle yapmış olduğumuz istişareler sonucunda ortaya çıkan ortak karardır. Bizim atalarımızdan miras aldığımız yeşil  Kestel imajını devam ettirmek için kaçakla mücadeleyi hep birlikte vereceğiz. Yerel yönetimin başında biz olduğumuz için de bu işin icra makamı biziz. Neticede ortak bir kararla cennet gibi bölgede kaçakla mücadele etme kararı aldık. İlk günden bugüne istisna tanımaksızın, partili partisiz gözetmeksizin, sıfatlara hiç bakmaksızın herkese aynı muameleyi yaptık. Şehit evi konusundaki iddialara gelince... Bu evi yapan arkadaşımızın kardeşi 1993 yılında şehit olmuş. Hepimizin şehididir. Rahmetle anıyorum. Oysa, bu kaçak yapıyı yapan insanların ekonomik olanakları son derece iyi. Yapılan, yazlık olarak kullandıkları lüks bir bina. Kısmen orman arazisine işgali olan bir yapı. Planlama konusunda herkese yaptığımız gibi yasal  süreçleri tanıdık kendilerine. Hatta burayla ilgili ilk kaçak tespiti bizden önceki dönemde yapılıyor. Aslında mal sahibi şehidimizin abisi. Ancak ne hikmetse, bina zaptını annesinin üzerine tutmuşlar. Allah rahmet eylesin, geçtiğimiz sene vefat eden Ayşe Kamışlı teyzemizin üzerine zabıt tutularak bir nevi ön alma yapılmış. Tespitimizi yaptık, ikazlarımızı yaptık. Ruhsatlandırılabilmesi için süre de verdik. Ancak bir gelişme olmadı. Daha sonra itirazları oldu. Yapı kayıt belgesinin geçersiz olduğu ortaya çıktı. Biz de yıkım sürecini başlattık. Yıkmak için gittiğimizde ortalığı ayağa kaldırdılar. Sanki biz bir şehit annesinin evini yıkıp, o anneyi sokağa atıyormuşuz gibi bir algı oluşturulmaya çalışıldı.

* Tam da bundan bahsediyorum. Şehit annesinin evini yıkan ve o şehit annesini sokakta bırakmaya çalışan bir Önder Tanır portresi vardı karşımızda?

Yasal süreci fazlasıyla işlettik, fazlasıyla zaman tanıdık. Şehit annemiz hayatta olduğu sürece  oraya dokunmadık. Vefatının üzerinden çok uzun bir zaman geçti. Biz yine oraya dokunmadık. Ancak ondan sonra dosyayı gündeme aldık. Maalesef şu an "neden yıkıyorsunuz?" Diye bağıranlarla geçmişte "neden yıkmıyorsunuz?" Diye bağıranlar aynı kişiler.

* Kim o kişiler? Kimleri kast ediyorsunuz?

Bizim yıkmış olduğumuz kaçak yapılar ya da şu an kaçak yapı parantezinin içinde olan yapıların yüzde 99'u sayfiyeci, yazlıkçı dediğimiz insanların ikinci konutlarıdır. Bizim yıkım yapıp da sokakta bıraktığımız tek bir insan çıkmaz. Yıkıp sokağa bıraktığımız bir tek kişi yoktur. Hepsinin imkanları yerinde. Bu aile de, şehit ailesi olduğu için üzülmelerini istemedik. Bütün eleştirilere rağmen, istismar olduğunu bile bile şehit annemizi üzmemek için biz oraya dokunmadık. Annemizin vefatından yaklaşık bir yıl geçtikten sonra işlem yapmak istedik. 

* Ne yapacaksınız o yapıyla ilgili?

Tabii ki yıkacağız. Bu işin sağı solu, az inançlısı, çok inançlısı yok. Herkese eşit yaklaşıyoruz. İstismar istismardır. Hiç kimse, araya insanları sokarak bu işten kurtulacağını düşünmesin. 

* Araya kimleri soktular?

Çok yukarılardan, sağdan soldan, gazetelerden, vesairelerden arayanlar oldu.

* Sizi "yukarılardan" arayanlar olduğu zaman tavrınız ne oluyor?

Biz  bugüne kadar yüzün üzerinde yapı yıktık. Hakaret, küfür edenler oldu. Beddua edenler oldu. Ancak hiç birisi gelip benim üzerime yapışmadı. Çünkü ben hiç kimseye ayrım yapmadım. Ayrım yaparsam kendimle çelişirim. Adalet inancımla çelişirim. Partimizle, yolumuzla çelişiriz. Bu konuda çok rahatım. Ben hiç kimseyi kayırmadım. Kayırmam da. Dolayısıyla bu arkadaşlar da, istismardan vazgeçecekler, biz bu kaçak yapı ile ilgili gereğini yapacağız. 


Kaçak Yapıyla Mücadelede Asla Geri Adım Atmam

* Kamuoyunun gündemine geldiğiniz bir diğer konu da, Almanya'da yaşayan iş insanı ve o iş insanının belediye tarafından yıkılan binası üzerine kopan fırtına. Ki, gündeme gelen iddialar  yenilir yutulur gibi değil. Para göndermeler, rüşvet iddiaları, istifa ettirilen belediye başkan yardımcısı ve daha bir sürü şey. Kamuoyuna yansıdığı şekliyle sizi eleştirenlerden ve neler olduğunu anlamak isteyenlerden birisiyim.

Yalın gözle baktığımız zaman takvim kamuoyuna aktarıldığı gibi gelişmedi. Malum vatandaş, bizim bir müdürümüzün eniştesi. Bir Almanya seyahatimizin az öncesinde belediyeye gelmiş, tanıştırıldık. Almanya'ya gittiğimizde de, bizim çalışma arkadaşımızın, bir müdürümüzün eniştesi olmasından başka hiç bir beklentimiz olmaksızın orada bizi kısmen misafir etti. Şöyle ki, orada arabasını verdi, ancak yakıtımızı cebimizden koyduk.

* Yemekler ısmarlamış?

Evet. Oradaki resmi işlerimizin dışında kalan zamanda ziyaret ettiğimizde bize yemek de ısmarladı. Bundan ibarettir tüm mesele. Döndüğümüzde de, yine bir kaç kere belediyeye geldi, biz de kendisine (Kestel Belediyesi'nin kasasından değil) kendi cebimizden yemek ısmarladık. Zan altında kalmayacak bir süreç yaşadık. Gerçek bu kadar yalın ve nettir.

* Pekii bu yalın süreç yaşanırken, siz bu insanın Kestel sınırları içerisinde bir kaçak yapısı olduğunu biliyor muydunuz?

Hayır. Ne böyle bir bilgim var, ne de tespit var. Allah daha çok versin, zengin bir işadamı olarak biliyoruz. Kaçak yapısından falan asla haberimiz yok. Geldiğinde bizatihi ben kendisine, "senin hiç mi zekatın yok? Burada bizim sosyal yardım yaptığımız vatandaşlarımız var. Bununla alakalı, zekatından, hayrından verebileceğin varsa belediyenin resmi hesabından bu yardımı yapabilirsin" demişim. Bunun üzerine belediyenin resmi hesabına göndermiş olduğu bazı rakamlar var.

* Şahsa gelmedi mi o paralar?

Asla! Şahsa değil. Hepsi belediyenin resmi hesaplarına gönderildi. Üstelik, o tarihte (sonradan öğrendiğimiz) kaçak yapısıyla ilgili her hangi bir tespitimiz yok. Karşı taraftan bir talep de yok. 

* Dolayısıyla, siz hala duruma uyanmadınız? 

Katiyen. Talep yok. Mevzu yok... Ortada hiç bir şey yok. Bu olaylardan epey bir süre sonra yine geldiğinde, Derekızık'ta bir yeri olduğunu ve oraya bir bina yapmayı düşündüğünü söyledi. Baktırdık, SİT bölgesi. Bunun üzerine ben kendisine orada  bir çivi dahi çakamayacağını söyledim. "Tamam" dedi ve gitti.

* Siz bunları söyleyince, "ben o kadar zekatımı verdim, belediyeye para gönderdim. Şimdi böyle oluyor mu?" Falan demedi mi?

Hayır. Böyle bir talebi olmadı. 2021 yılının Haziran ayında ben geçerken oradaki inşaatı fark ettim. Ağaçların arasından bir beton kütle yükseliyor. Arkadaşları aradım ve o kaçak yapı ile ilgili zabıt tutularak gereğinin yapılması gerektiğini söyledim. Arkadaşlar tutanak tuttu. Sonradan biri dedi ki, "burası Yakup Yamaç'a ait."

* Ne dediniz öğrendiğinizde?

Yakup Yamaç'ın olması bir şey değiştirmez. Süreç herkes için nasıl işliyorsa o yapı için de aynı şekilde işler. Zaptımızı tuttuk. Konu ile alakalı zaman tanındı. Encümenden ceza kararı çıktı. O'na da zaman tanıdık. 

* Belediye hesapları dışındaki bir hesaba aktarıldığı iddia edilen paralara ilişkin dekontlar? Onlar neyin karşılığında gönderildi?

O dekontlara gelince... Bu olaydan tamamen bağımsız olarak, Yakup Yamaç'ın bizim o tarihte belediye başkan yardımcılığı görevini yürüten arkadaşımızla olan tanışıklığı başka bir şekilde devam etmiş. Ticaret düşünülmüş. O olmuş, bu olmuş. Hiç bir bilgim yok. Daha sonra kulağıma dışarıdan bu tarz iddialar geldi. Arkadaşımızı çağırıp, "nedir olay?" Diye sordum. Aralarında ticari bir süreç olduğunu söyledi. Ben bunu tasvip edilebilir bulmadığım için bu arkadaşımızın görevi ile alakalı bir değişime gittim. 

* Oysa, görevden el çektirdiğiniz o başkan yardımcınızın hesabına gelen paralarda sizin de payınız olduğu, üzerine de gidip adamın kaçak binasını yıktığınız iddia edildi?

Evet... Bunlar dahi gündeme geldi. Ancak ben her şeyi sonradan öğrendim. Başkan yardımcımla aralarında olan ticari ilişkiyi, aralarında bir ticari ilişki olduğunu, hepsini başkan yardımcımı çağırıp sorduktan sonra öğrendim. İlerleyen süreçte yıkıma doğru giderken o gazetelerde birilerinin yazdığı tarzda...

* Bu arada, benimle röportaj yaparken bilhassa meslektaşlarımla ilgili rencide edici  ifadeler kullanmamanızı istiyorum. Zira malum, sizinle ilgili en büyük eleştiri konularımdan biri de bu yaklaşımınız olmuştu. Sizden doğruları öğrenmeye çalışırken hiç bir meslektaşımın incinmesini de istemiyorum. Ya da, sizi (sosyal medyadan) eleştirdiğim tarzda ifadeler kullanacaksanız, altını belgeyle, bilgiyle doldurun. 

Bir sabah WhatsApp'ıma bir mesaj düştü. O tarihlerde daha ortada hiç bir şey yok. Yıkım yok. Hiç bir şey yok. O tarihte, kendisini gazeteci diye tarif etmeye çalışan müfteriler, iftiracılar, karaktersizler! 

* Eyvah eyvah! Ben ne diyorum, siz nasıl devam ediyorsunuz?

Bu iddialarını bana WhatsApp'tan atmak suretiyle şantaj yapmaya kalkıştılar. Şantajcılar!

* Bir gazeteci bir siyasetçiye, o siyasetçinin hiç hoşuna gitmeyecek bir konuda da mesaj atabilir, bilgi isteyebililir, soru sorabililir. Şantaj bunun neresinde?

Gazeteci değil gönderen. 

* Kim gönderdi?

Kimin gönderdiğini bilmiyorum ancak numarası bende var. Bir şahıs bana o mesajı, daha sonra "gazeteci diye geçinenlerin" yazdığı şekliyle, ancak orada yazılmadan önce attı. Geri durmadık. Biz de, yolumuza devam etti.

* Bunlar aynen böyle yazılacak anlamında mı atıldı o mesaj?

Aynen... 

* Burada tam bir şantajdan bahsetmek zor. 

Lafın tamamı deliye söylenir.

* Siz ne yaptınız bu mesaja karşılık?

Hiç bir şey yapmadım. İşimize devam ettik. Vakti geldi, biz gittik vazifemizi yaptık, kaçak yapıyı yerle bir ettik. Benim bir gebeliğim olmuş olsa, kendimi ya da kurumumu töhmet altında bırakacak bir almışlığım, vermişliğm olsa ben vazifemi  yapmaktan imtina etmez miydim? Hiç kimseye bir gebeliğimiz yok. 

* Ancak, bir yandan da başkan yardımcınızın şahsi hesabına paralar gelmiş. Bunların kamuoyuna basın yoluyla duyurulacağı da size bir şekilde anlatılmış. Sürecin sizi sıkıntıya sokacağını düşünmediniz mi o esnada?

Asla geri adım atmayı düşünmedim. Ben hiç bir zaman yarınımı düşünmedim. Bugün için vazivemi en doğru şekilde yapmam lazım. Pabuç bırakmış olsam, vazifemi yapamazdım. Vazifemi yapamadığım yerde de durmamam lazım. 

* Bir de uçak bileti görseli hatırlıyorum gündeme gelen iddialar arasında. Almanya'ya giderken uçak biletinizi o iş insanı mı aldı?

Uçak biletini biz kendimiz aldık. Hiç kimse bizim biletimizi falan almadı. 

* Sizin uçak bileti görselinizin tüm bu iddiaların sahibinin elinde ne işi var?

Uçak biletini göndermiş olmamızın sebebi, bizi karşılayacakları saati belirtmek içindi.

* O günlerde hiç bunlar aklınıza gelmedi mi? Yarın bir gün, bu insan çıkıp da bunları kullanır demediniz mi? 

Hayır... Hiç gelmedi. Maalesef biz o öngörüde bulunamadık. Biz sadece bir müdürümüzün eniştesinin iyi niyetli yaklaşımı olarak düşündük. 

* Müdürünüz ne durumda?

İşini yapıyor. Müdürümün bir kabahatinin olduğunu düşünmüyorum.

* Ya enişte?..

Vallahi eniştesi şu an her türlü iftirayı atıyor. Hukuklu, hukuksuz her türlü karalama sürecini yürütüyor.

Siyaseti Kullanıp Kestel'de Rant Elde Etmeye Çalışıyorlar

* Bahse konu iş insanının, mevzunun kendi iddia ettiği haliyle basın yoluyla kamuoyuna aktarılması için bir bütçe ayırdığı ve bu bütçenin birilerince pay edildiği de konuşuldu?

Bakın, siz de gazeteci diyemiyorsunuz?

* Ben meslektaşlarımı zan altında bırakacak ifadeler kullanmamak için imtina ediyorum.  Gazetecilik Bursa'da zaten yeterince zarar görmüşken, bu zarara katkı yapmamak için kelime arıyorum. 

İşte o nedenle bazılarına gazeteci dememek gerekiyor. Bu tarz iddialar bize de geliyor. Ancak bir bilgim yok. Araştırılması gerekiyor. 

* Başkan yardımcınızı görevden aldınız. Görevden almanın dışında bir hukuksal süreç işleyecek mi? 

Biz baktık ki, bu sürecin arkasında farklı kişiler, farklı emeller var. Orada olayla alakalı bir basın toplantısı düzenledik. Akabinde savcılığa gittik, hem onu yazan kişi, hem de Yakup Yamaç'la ilgili suç duyurusunda bulunduk.

* Yakup Yamaç da suç duyurusunda bulundu.

Evet. O da güzel oldu. O da artık sağda solda yazdırmak yerine doğru olanı yaptı, koşa koşa savcılığa gitti. Bu saatten sonra kararı Türk adaleti verecek. 

* Siz konu ile ilgili yaptığınız basın toplantısında bir gazete için "Paçavra" ifadesi kullandınız. Bunu da affedilmez buluyorum.

Kestel'de kendisini gazeteci diye lanse etmeye çalışan... Yani şimdi ağır tabirler kullanılmadan da ifade edilmiyor. Parayla birileri bedenini de satabiliyor, kalemini de satabiliyor! Kimin parasıyla yazdırıldıysa, hayal ürünü olmayı da geçen, iftiralar yazan, şahsımı da geçtim, aileme saldıran... Devletimize kadar iftira atan bir yayın. Bu nedenle ismine gazete diyemeyeceğim için o ifadeyi kullandım.

* Neden bu süreçlerin içerisinde yer alıyorsunuz? Yani insanlar neden sizi, hem de anlattığınız şekilde hedefe koyuyor?

Bir karikatür var hatırlarsınız, kumbaralı kalem! Birisi parasını atıyor, kalem de yazıyor.

* Kimler sizinle ilgili böyle şeyler yazılsın diye finans sağlıyor?

Siyaset zor biliyorsunuz. En zor olan da bizim kulvarımız. 20 yıllık büyük bir hareketin Kestel'deki temsilcisiyiz. Dünyada yer altı yer üstü zenginlikleriyle Afrika kıtası ne anlama geliyorsa, Kestel de bu yapıda bir ilçe. Kestel pek çok cenahın gözünü diktiği bir ilçe. Kaçak yapıdan tutun da, arazi planlamalarına kadar, siyaseti kullanıp araziden rant elde etmeye çalışanına kadar...

* Rantı yüksek bir ilçe?

Arazi olarak oldukça büyük bir ilçeyiz. Dört tane büyük sanayi bölgemiz var. Yeni planlamaların da olduğunu cümle  alem biliyor zaten. Bir bu boyutu var. Kaçak yapılaşmayla alakalı boyutu var. Bu noktada adaleti bir her şeyin üzerinde tutuyoruz.

* Kaçak yapıyla mücadelede herkese eşit yaklaştığınızı söylüyorsunuz. AK Parti'li birisi kaçak  yapı yaptığında ona da tüm yasal prosedürü uyguluyor musunuz?

Tabii ki yıkıyoruz. Pek çok örneği var. Zabıt tuttuğumuz, yıkım kararı aldığımız, suç duyurusunda bulunduğumuz kendi partililerimiz de var. Beni ne olduğu, kim olduğu, sıfatı hiç ilgilendirmez. Biz herkese eşit muamele yapmazsak diğerlerinin küfürleri, bedduaları gelir bize yapışır.

* Siyasi baskı görüyor musunuz?

Buna baskı demeyelim, de telkin diyelim.

* Siyasi telkin oluyor mu?

İlk zamanlar oluyordu. İlk bir kaç ay çok telefon geldi. Ancak uzun zamandır gelmiyor. İnsanlar gördü ve alıştı. Kaçınılmaz sonuç gelip çatıyor. Kestel'le alakalı bir şey olduğu zaman artık girmiyorlar araya. Buradan kendilerine teşekkür ediyoruz. 

* Bu son iddialar gündeme geldikten sonra kendi partinizle sorun yaşadığınız, hatta görevden alınabileceğiniz öne sürüldü? Bu süreçte bir de Ankara ziyaretiniz oldu.

Ankara'ya sürekli gidiyoruz. Son gidişimde bilgilendirme amaçlı genel merkezimize de uğradım. Kesinlikle bir çağırılma söz konusu değildi. Ben kendim gidip bilgilendirmek istedim. Birinci ağızdan konuyu anlattım. Bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bakın, hayatının 47. senesi biten biri olarak bugüne kadar böyle bir şeyle ne karşılaştım, ne de rüyamda gördüm. Ama gösteriyor ki, çok daha hassas olmak lazım. Bunlarla karşılaşma ihtimalimizin de olduğunu gördüm. İnsanlar ne bir şahide, ne bir belgeye ihtiyaç duymadan, akıl ve vicdan sürecini devreye koymadan hemen hüküm verebiliyorlar. Algı, olgunun önüne geçmiş durumda. Oysa hukuk var. Hukuğun gereğini yerine getirmesini beklemek lazım.

CHP ve İYİ Parti Kestel İlçe Başkanları, Yakınlarının Kaçak Yapıları için Talepte Bulundu!

* Bu iddialar gündeme geldiğinde muhalefet partileri de peş peşe açıklama yaparak sizi eleştirdi.

Muhalefet, demokrasilerin olmazsa olmazı. Son derece saygı duyduğumuz bir kavram. Ancak bu olayda gerçekleri ortaya çıkarma niyetiyle verilmiş bir tepki yoktu. Maksat yalnızca karşı tarafı alaşağı etme gayretiydi. Herkes eski alışkanlıkların devamından yana.

* Eski alışkanlıklar derken?..

Paylaşılmışlık vardır. Belli alanlar, belli bölgeler, belli işler paylaşılmıştır. Oysa ben Kestel Belediye Başkanı olarak, tüm kesimlerin, tüm mahallelerin, tüm yaş ve inanç gruplarının başkanıyım. 

* Daha bir nete getirmenizi istesem?..

Kestel'de bizim iki dönem belediye meclis üyeliğimizi yaptıktan sonra törenle İYİ Parti'ye geçen bir arkadaş var. Konunun özü şu: Bizim belediye binamızın altında bir kahve var. O meclis üyemiz, kardeşi ile birlikte orada bizim kiracımız. Ve biz arkadaşlarımızla tespit ettik ki, 10 küsur senedir elektiriği belediyeden kaçak olarak kullanmışlar.

* Belediye meclis üyeniz yıllarca kaçak elektrik kullanılmış?

Tabii ki, bunu tespit ettik ve kestik. Geçmişe dönük de işlem başlattık. Bunun üzerine arkadaşımız, hopladı zıpladı!  Biz bunları aslında anlatmadık bugüne kadar. Demek ki anlatmak  lazım. Nete getirin dediğiniz için anlatıyorum. Bunların üzerine, AK Parti'den istifa ederek, "İyileri bekliyoruz" diyerek, İl Başkanı'na rozet taktırarak İYİ Parti'ye katıldı. Oysa bu arkadaşımız 10 küsur yıldır elektriği kaçak kullanmış, bir sürü sıfata haiz bir arkadaş!

* Elektriğin kaçak kullanıldığını tespit etmeseydiniz? Ya da gereğini yapmasaydınız?..

Kullanmaya devam edecekti. AK Parti'den istifa etmeyecekti, büyük bir zafer  kazanmış havasındaki İYİ Parti'ye geçmeyecekti. Oysa altında bu var, kaçak elektrik var, kaçakçılık var! Hayırlı uğurlu olsun, tepe tepe kullansınlar. Hatta bu arkadaşın rozetini genel başkanlarına taktırmaları gerekiyordu. Gerçekten çok büyük transfer. 

* Ben İYİ Parti İl  Başkanı Selçuk Türkoğlu'nun vaziyetin bu halini bildiğini düşünmüyorum. Kamu kaynaklarına göz dikken, yıllarca bu kaynakları kullanan bir insana rozet takacağını düşünmüyorum. 

O zaman alttaki teşkilatını düzgün tespit edecek. İlçe başkanını düzgün tespit edecek. İYİ Parti ile devam edelim... Kestel İlçe Başkanı Emin Elistü... Bir kaç kere dayısının kaçak inşaatı için bize ricacı oldu. Aboneliklerin bağlanması için ricacı oldu. Buna ne diyeceksiniz?

* Ben bir şey demiyeyim. İYİ Parti düşünsün.

CHP İl Başkanı Yanlış Yerde Kazı Yapıyor.  Kazması Gereken Yer Gülümseyen Nilüfer'dir

Kast ettiğim işte bunlar. Biz bunlarla da uğraşıyoruz. İYİ Parti Kestel İlçe Başkan Elüstü'nün öz dayısının, Derekızık Köyü'ndeki kaçak yapısı! Üstelik bir kere de değil, bir kaç kere ricacı oldu. Şu an yıkım sırasında bekleyen yerine numarataj vermemi istedi, benden yol istedi. Biz buna da izin vermedik. Bakın, bizim muhalefetle bir sorunumuz yok. Muhalefet partilerinin temsilcileri olan  belediye meclis üyesi arkadaşlarımızla bir sorunumuz yok. Sorun bunlar. CHP boyutuna gelince... CHP Kestel İlçe Başkanı Hatice Doğan... İlçe başkanının bir bayan olmasına ben aslında sevinmiştim. Lakin, zaman gösterdi ki yanılmışız.

* Ne açıdan?

Yani bir zerafet, bir kalite getirmedi siyasete.

* Bir kadın siyasete zerafet getirmek zorunda mı? 

Mesela şu son hadisede... (Almanya'da yaşayan iş insanının yıkılan kaçak yapısı ve iddialar...) Ben telefon açıp Hatice Hanım'ı bilgilendirmiştim. Meclis'te konuyu gündeme getirdiler. Doğaldır, benim kimseye kota koyacak halim yok, haddim de yok.  Ancak, belgeyle değil, mış'larla, miş'lerle... Zerafetten kastım budur mesela. Oysa ben kendilerini bilgilendirmiştim.

* Demek ki verdiğiniz bilgiye itibar etmemişler. Sonuçta böyle bir zorunluluğu yok. 

Ellerinde hiç bir somut belge olmadan yaptılar bunu. Hatta bilgi dahi olmadan yaptılar. Bu noktada CHP ilçe başkanı ve il başkanının tavrını ben yadırgadım. Konu hukukta. Nasip olursa, bununla alakalı gerçek ortaya çıktığında bizim yüzümüze nasıl bakacaklar? Bu noktaya gelecek kadar, benim istifamı isteyecek kadar bunları kinlendiren nedir? Bu kadar basit mi? İnsanları karalamak bu kadar basit olmamalı.  Oysa Hatice Hanım, bu olaylardan çok kısa bir süre önce kendi ailesinin kaçak katının görülmemesini istedi benden!

* CHP ilçe başkanı gelip sizden kaçağa göz yummanızı mı istedi?

CHP İlçe başkanı, birinci derecede yakınının kaçak katının görmezden gelinmesi için bana geldi!

* Ne yanıt verdiniz?

Bununla alakalı yapılabilecek bir şeyin olmadığını söyledik. "Şunu yapalım, bunu yapalım, şuraya bağış yapalım" dediler. Böyle bir şey yok.

* Siz her iki muhalefet partisinin Kestel ilçe başkani için çok ciddi suçlamalar dile getiriyorsunuz?

Aynen öyle. Belgeleriyle ortaya koyabileceğim gerçekleri açıklıyorum. CHP İl Başkanı İsmet Karaca, yaptığı basın toplantısında beni istifaya davet etmişti. Biz de İsmet Karaca'ya buradan seslenelim. Birinci derecede yakınının kaçağıyla alakalı talebi olan ilçe başkanının bu yaptığının bir bedeli olacak mı? İsmet Karaca ilçe başkanını istifaya davet edecek mi?  İYİ Parti İl Başkanı Selçuk Türkoğlu'na da seslenelim. İlçe başkanının birinci derecede yakınının kaçağıyla ilgili bir kaç kere ricada bulunmasının bir karşılığı, bir bedeli olacak mı? Biz, mış'la, miş'le, birilerinin üfürmesiyde değil, elimizdeki belgelerle, ispatlı bir şekilde her iki il  başkanına seslenmiş olalım. Kendi ilçe başkanları ile ilgili bir yaptırımları olacak mı? CHP İl Başkanı, hukuk çerçevesinde gerçekleri ortaya çıkarmak istiyorsa, yanlışların üzerine gitmek istiyorsa yanlış yerde kazı yapıyor. Kazması gereken yer, "gülümseyen Nilüfer"dir!

* Orayı gülümsemekten kazamıyor hiç kimse!

İşte onun için diyorum. Yanlış yerde kazı yapıyor. 2018 yılında benim imar komisyonundaki görevim sırasında yüzlerce, binlerce... İki bine yaklaşan ruhsattaki, farklı imar planı değişikliklerinde aradığını bulabilir. Orada alan memnun, veren memnun! Buradan da kendisine yol göstermiş olalım.

* Orada benim dışımdaki herkes memnun. Bu memnuniyetten vazgeçebileceklerini düşünmüyorum.

Sıkıntı da bu işte. İnsanlar taleplerle geliyor, bir noktada tıkandıkları zaman bu tarz konuları çarpıtıp, iftiraya çevirip başka yüzleriyle çıkıyor karşımıza. Basın toplantısında da söyledim, bizim Allah'tan ve kanundan başka hiç kimseden korkumuz yok. 

Sanayicinin Emrivaki Şekilde Siyasete Yön Vermeye Çalışmasına Karşıyım

* Yarın bir gün karşınıza gerçek ve büyük rant çıktığında, hani şu "Rant Baronu" diye tabir edilen cinsten... Aynı tavrı da sürdürebilecek misiniz?

Bugüne kadar çıkmadığını nereden biliyorsunuz? Göreve geleli yaklaşık 3 yıl oluyor. Bizimle birlikte gidecek olan pek çok hadise var.

* Hepsini götürmeyip paylaşsanız kamu yararı adına çok daha iyi olmaz mı?

Tabii ki... Bakın başta konuşurkan size Kestel Bursa'nın Afrikası gibidir dedim.

* Ben de zaten o söyleminizden mesajı  aldım. 

O mesaja binaen, tabii ki farklı bölgeler ve farklı taleplerle alakalı karşımıza çıkıldı. Karşımıza kim hangi güçte çıkarsa çıksın biz hep şunu dedik: Sanayi ya da sermaye düşmanlığı asla değil. Ama şehir kazanmalı. Bursa kazanmalı, Kestel kazanmalı. Ondan sonra tabii ki ülke kazanmalı. Benim ilçem kaybediyorsa, benim insanım hava kirliliği yüzünden farklı hastalıklarla mücadele ediyorsa benim için önce insanım gelir. Sanayinin alanını büyütmesi, işgücünü, istihdamı büyütmesi bizim için önemlidir. Ancak, benim insanımın sağlığı bundan daha önemlidir. İlçeyse ilçe, ilse il... Bunlarla ilgili planlamalarda yerel dinamikler ön planda olmalı. Mesela sanayi planlaması... Sanayici kesimin emrivaki şekilde, "biz burayı aldık. Planlayın!" Diye siyasete yön vermeye çalışmasına karşıyız. Plan talebine bakılır, doğruysa gereği yapılır, doğru değilse de bunun karşısında durulur. Biz bugüne kadar bu konuda da gereğini yaptık. Yapmış olduğumuz istişareler neticesinde ilçemizin doğruları doğrultusunda karşı olduğumuz çok sanayi planı oldu. Yarın da Allah nasip ederse yine bu noktada olacağız. Bugüne kadar partimden de hiç baskı görmedim. Önceliğimiz hep insanın kazanması oldu. Ben, Belediye Başkanı Önder Tanır olarak aynı yolda devam edeceğim. Bundan sonrasında burada olurum, olmam! Siyasi geleceğim hiç umurumda bile değil. 

* Gerektiğinde siyasi bedel de öderim diyorsunuz?

Kaçaklarda yıkıma doğru belirli bir sırayla gidiyoruz. Yıkım sırasında bekleyen hemşehrilerimiz sıranın geç gelmesini istiyordur, o zamana kadar bir şeyler olur, da sıra gelmez diye umut ediyordur. Böyle bir beklenti olabilir, böyle dualar olabilir. Bir yıl bir yıldır diyebilir. Belki o zamana kadar alaşağı olur diye bir beklentileri olabilir. Bakın, size 2018 yılından bahsettim. Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu başkanlığı yaptığım dönem. O dönemde de bizim tavrımızı tüm siyasilerimiz, sanayicilerimiz, müteahhit çevresi gördü. Bunun üzerine parti büyüklerimiz, Cumhurbaşkanımız, uygun gördü vatandaşımızın da onayıyla bu göreve getirildim. Ben 2018 yılından farklı değilim. Bugün de tavrım aynı. Bundan sonrası için tekrar aday gösterilirim ya da gösterilmem... Ancak Allah nasip ederse, 2024'te de aynı Önder Tanır olacağım. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Duam şudur ki, Allah aksi halde bu başkanlığı da, koltuğu da bana nasip etmesin. 

* Son olarak... Benim bu röportajı yapma sebebim, sizinle ilgili gündeme gelen rant-rüşvet iddiaları, para pul mevzularını kaleme alan meslektaşlarımın yazdıklarını paylaşarak size sorular sormuş, kamuoyunu aydınlatmanızı istemiş olmam. Siz de Lodos'u ziyaretinizde her şeyi belgeleriyle ortaya koymaya hazır olduğunuzu söylediniz. Üstelik, ne yazık ki gündeme gelen sevimsiz iddialar arasına gazetecilik mesleği de bir şekilde iliştirildi. Nereden baksan irrite edici konular. Hal böyle olunca, finalde sormam farz oldu. Şu ana kadar dördüncü ya da beşinciyi içtiğim çayınızdan başka sizden bir talebim oldu mu? Bu röportaj için sizden bir kuruş para istedim mi? 

Tabii ki hayır. Bu noktada size teşekkür ediyorum. 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.