Hava Durumu

#Yargıtay

Lodoshaber.Com - Yargıtay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yargıtay haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yargıtay'dan milyonlarca çalışanı ilgilendiren 'fazla mesai' kararı Haber

Yargıtay'dan milyonlarca çalışanı ilgilendiren 'fazla mesai' kararı

Yargıtay'a uzanan davada, yüksek mahkemeden işçilerin fazla mesaiücretleriyle ilgili emsal teşkil edecek bir karar çıktı. Dava konusu olayda, bir işçi 2 yıldır çalıştığı şirketten sözleşmesi feshedilerek gönderildi. Bunun üzerine adliyede soluğu alan kovulan işçi, şirketten fazla mesai ücretlerini talep etti. Önce dosya arabulucuya yönlendirildi. Ancak burada işçi ile işveren arasında anlaşma sağlanamadı. Bunun üzerine ise dosya iş mahkemesine taşındı. 10 BİN TL ALACAĞINI TALEP ETTİ Davacı işçi; fazla çalışma yapmasına rağmen bu çalışmaların karşılığı olan fazla çalışma ücretinin ödenmediğini ve bu durumun tanık beyanlarıyla ispatlanabileceğini ileri sürdü. 10 bin TL fazla çalışma ücretinin davalı şirketten tahsil edilmesini talep etti. Davalı işveren ise iddiaları reddetti. GÜNÜNDE ÖDENMEYEN ÜRETLER İÇİN EN YÜKSEK FAİZ! Mahkeme, davayı kısmen kabul ederken, Adalet Bakanlığı hükmün kamu yararına bozulmasını talep edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Yüksek mahkemeye uzanan olaya ilişkin kararda; davacının ödenmeyen fazla çalışma ücretinin en yüksek banka mevduat faizi ile tahsilini talep ettiği belirtildi. Ancak mahkemenin kanuni faiz uygulanması yönünde hüküm kurduğuna işaret edildi. Daire kararında İş Kanunu'na göre gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiğini vurguladı. Karar emsal olarak içtihatlara girdi.

Yargıtay'dan kiracıları ilgilendiren önemli karar! Haber

Yargıtay'dan kiracıları ilgilendiren önemli karar!

Son aylarda kiracı-ev sahibi kavgalarında büyük artış yaşandı. Hukukçular, 'Anahtarı vermeden kiracılık bitmez' prensibi çerçevesinde yüksek kira sebebiyle evi boşaltan kiracıların muhakkak suretle anahtarı mülk sahibine teslim ettiğini belgelendirmesi gerektiğini dile getiriyor. Hukukçular, kiracının taşınma işlemini tamamlasa dahi mülkün anahtarlarının ev sahibine teslim edilmedikçe kiracının mülk üzerindeki haklarını ve yükümlülüklerini sürdürdüğünü belirtiyor. Yıllardır oturduğu evi tahliye eden M.K., anahtarı mülk sahibine teslim ettiğini belgelendiremeyince hayatının şokunu yaşadı. Mahkemenin kapısını çalan mağdur kiracı, oturmamasına rağmen 11 aylık kira bedelinin tahsilini isteyen ev sahibinin hakkında başlattığı icra takibiyle sarsıldı. Kiracı takibe itiraz edince harekete geçen ev sahibi ise borçlu aleyhine ödenmeyen kira bedelleri için tahliye talepli takip başlattıklarını, borçlunun itirazının haksız olduğunu, kira bedellerinin ödenmediğini öne sürdü. Mağdur kiracı da kira sözleşmesine uygun bir bildirim ile tahliye edildiğini, işyerinin kullanıldığı döneme ait kira borcunun bulunmadığını, kira bedellerinin zamanında ve eksiksiz ödendiğini dile getirdi. Fesih ve tahliyeden sonraki 11 ay için kira borcunun bulunmadığını, davacı ev sahibinin talebinin reddi gerektiğini savunan kiracı, alacaklının takip konusu meblağın yüzde 20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminata mahkum edilmesini istedi. Mahkeme, davanın kısmen kabulüne hükmetti. Kararı mağdur kiracı temyiz edince devreye giren Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, mahkeme kararını bozdu. Yeniden yapılan yargılamada mahkeme ilk kararında direndi. Davalı kiracı bu kararı da temyiz edince devreye bu kez Yargıtay Hukuk Genel Kurulu girdi. Kurul, emsal nitelikte bir karara imza attı. Kararda, yasadaki "Kiracının bildirdiği tahliye tarihinin kiralayan tarafından kabul edilmemesi hâlinde kiralananın fiilen boşaltıldığını ve anahtarın teslim edildiğini, böylece kira ilişkisinin kendisince ileri sürülen tarihte hukuken sona erdirildiğini kanıtlama yükümlülüğü kiracıya aittir. Kiracı bu iddiasını İİK'nın 269/c maddesinin 1. fıkrasında yazılı belgelerle kanıtlamak zorundadır. Kiracı, kiralananı kendisinin ileri sürdüğü tarihte tahliye ettiğini ispatlayamazsa, kiralayanın bildirdiği tahliye tarihine itibar olunmalıdır" hükmü hatırlatıldı. Kararda şu ifadelere yer verildi: "O halde anahtarın teslim edildiği borçlu tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 269/c maddesinin 1. fıkrasında yazılı belgelerle ispatlanamadığından alacaklı tarafından bildirilen tarihin tahliye tarihi olarak kabul edilmesi gerekir. Kiralananın tahliye edildiğinin ve anahtarın da kiralayana teslim edildiğinin borçlu tarafından İİK'nın 269/c maddesinin 1. fıkrasında yazılı belgelerle ispatlanması zorunludur. Anahtarın teslim edildiği borçlu tarafından İİK'nın 269/c maddesinin 1. fıkrasında yazılı belgelerle ispatlanamadığından alacaklı tarafından bildirilen tarihin tahliye tarihi olarak kabul edilmesi gerekir. Hâl böyle olunca direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir."

Mahkeme kararına rağmen evi boşaltmayana kötü haber Haber

Mahkeme kararına rağmen evi boşaltmayana kötü haber

Hayat pahalılığını bahane edip, eski kiracılarını çıkarıp fahiş fiyattan evlerini kiraya verenlere yönelik tartışmalar sürerken Yargıtay'dan önemli bir karar çıktı. Yüksek Mahkeme; mahkemenin 'boşalt' kararına rağmen evi tahliye etmeyen kiracıya verilen beraat kararını bozdu. Mahkeme kararına direnen kiracının 'hakkı olmayan yere tecavüz' suçunu işlediğine dikkat çekildi.      Yıllardır kiracı olarak oturduğu dairenin satılmasıyla şok yaşayan kiracı, yeni mülk sahibinin 'boşalt' telkinlerine kulak asmayınca olanlar oldu. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yolunu tutan ev sahibi, evi satın almasına rağmen bir türlü boşalttıramadığını öne sürdü. Yıllar süren davaya son noktayı koyan mahkeme, kiracının tahliyesine hükmetti. Mahkeme kararı kesinleşmesine rağmen kiracı, evi boşaltmamakta direndi. Bu kez davacı ev sahibi, Asliye Ceza Mahkemesi'nin yolunu tutarak kiracı hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 154'üncü maddesinde düzenlenen 'Hakkı olmayan yere tecavüz etme' iddiasıyla dava açtı. Mahkeme, kiracı hakkında beraat kararı verdi. Yıllardır mağduriyetinin sürdüğünü belirten davacı ev sahibi, beraat kararını Yargıtay'a taşıdı. yargıtay 8. Ceza Dairesi emsal nitelikte bir karara imza attı.    Kararda; davanın ev sahibi lehine sonuçlanmasına rağmen sanığın işgaline devam ederek hakkı olmayan yere tecavüz suçunu işlediği vurgulandı. Kararda şu ifadelere yer verildi: "Katılanın suça konu sanığın oturmuş olduğu taşınmazı satın alıp, taşınmazı tahliye etmesi için sanık aleyhine müdahalenin meni davası açtığı, davanın katılan lehine sonuçlanıp kesinleşmesine rağmen, sanığın taşınmazı işgale devam ettiği belirlenmiştir. Mahkemece 'taraflar arasında hukuki ihtilaf bulunduğu' gerekçesine dayanılmış ise de dava dosyası çerçevesinde taraflar arasında herhangi bir hukuki ilişkinin bulunduğuna dair bir delil yer almamaktadır. Bu itibarla, sanığın katılanın taşınmazını işgalinin bir hakka dayanmadığı anlaşılmakla yerinde olmayan gerekçeyle kurulan beraat hükmü hukuka aykırıdır."

Yargıtay'dan istifa eden işçiye kötü haber! Haber

Yargıtay'dan istifa eden işçiye kötü haber!

Tam 4 sene boyunca çalıştığı işyerinden istifa eden işçi, ertesi gün başka bir işyerinde mesaiye başladı. Tüm görüşmelerine rağmen kıdem ve ihbar tazminatı alamayan işçi, İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. Davacı işçi; çalışması boyunca fazla mesai yaptığını, yıllık izinlerini kullanmadığını, ulusal bayram genel tatil günlerinde dahi çalışmaya devam ettiğini ancak hak ettiği ücretlerin ödenmediğini talep etti. Davalı şirket avukatı ise davacının işveren nezdinde asgari ücretle çalıştığını, başka bir işyerinde iş bulması nedeniyle istifa ederek kendi isteği ile işten ayrıldığını, iddia ettiği gibi fazla mesai yapmadığını savunarak davanın reddini talep etti. Mahkeme; davacının iş akdinin davalı işveren tarafından haksız nedenle feshedildiğine hükmetti. Davacının kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacağı taleplerinin kabulüne, davacı tarafından ispatlanamayan fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücreti taleplerinin reddine karar verildi. Kararı her iki taraf avukatı da temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Emsal kararda; davacının iş akdinin nasıl sona erdiğine ilişkin bir açıklama yapmadığı, davalının ise davacının başka yerde iş bulduğu için işi kendi isteğiyle bıraktığını savunduğu hatırlatıldı. Kararda şöyle denildi: "Feshe ilişkin dinlenen tanık beyanlarına göre davacı tanıklarından birinin davacı ile aynı işyerinde çalışmasının bulunmadığı, diğer davacı tanığının ise davacının iş akdinin sona ermesinden önce davalı işyerindeki çalışmasının sona erdiği anlaşılmıştır. Davalı tanıklarının ise davalının savunmasını doğrular şekilde beyanda bulundukları, dosya arasında bulunan hizmet döküm cetveli incelendiğinde davalı işyerinde iş akdi ayın 10'unda sona eren davacının ayın 11'inde dava dışı başka bir işyerinde işe girişinin yapıldığının görüldüğü ortadadır. Ayrıca yine dosya içinde bulunan Sosyal Güvenlik Kurumu işten ayrılış bildirmesinde davacının işten çıkış nedeninin Kod 3 (işçinin iş akdini haklı neden olmadan feshi - istifa) olarak gösterildiği anlaşılmakla davacının işi kendi isteğiyle bıraktığının kabulüyle kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir."

Yargıtay'dan torun hasreti çeken aile büyüklerini sevindiren karar Haber

Yargıtay'dan torun hasreti çeken aile büyüklerini sevindiren karar

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, torun hasreti yaşayan aile büyüklerini sevindirecek emsal bir karara imza attı. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, "Ayrı şehirlerde yaşayan dede ve torun arasında yatılı olacak ve uzman nezareti gerektirmeyecek şekilde kişisel ilişki tesis edilmelidir" dedi. Karara göre; dede uzman nezaretinde olmaksızın yatılı olarak torunlarını iki gün görebilecek.      İçtihat bülteninden edinilen bilgiye göre, uzun süredir torunlarını göremeyen dede torunlarının velayetinin olduğu gelinine dava açtı. “Davacı dede ile torunları A.Y.(4) ve Ö.İ.(5) arasında ilk derece mahkemesince ‘her ayın 3. hafta sonu Cumartesi günü saat 10.00-17.00 arasında bir uzman nezareti ile görüştürülmek suretiyle kişisel ilişki kurulması' şeklinde kişisel ilişki” tesis edildi. Davacı dede kararı temyiz etti.     Dosyayı temyiz incelemesinde ele alan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bozma ilamında şu ifadelere yer verdi: "İlk derece mahkemesi tarafından kurulan kişisel ilişki, “dede ve torunları arasındaki sevginin ve iletişimin kurulmasına yeterli olmadığı gibi, uzman nezareti ile kişisel ilişki, torunlar ile dede arasındaki bağların güçlendirilmesine, kişisel ilişkinin amacına uygun düşmemektedir. Davacı dede ile torunları arasında düzenlenecek kişisel ilişkinin, davacı açısından torun sevgisinin tadılması ve özlem giderilmesi, küçükler açısından da bir sevgi ortamında büyümesi ve gelişmesini sağlayacağı gibi hısımlık bağlarının da kuvvetlenmesini sağlayacaktır. Açıklanan sebeplerle, tarafların ayrı şehirlerde yaşadıkları da dikkate alınarak, dede-torun duygusunu tatmine elverişli, yatılı olacak şekilde, uzman nezareti gerektirmeyen daha uygun süreli kişisel ilişki tesisi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay'dan kur farkı talebi davasında karar! Haber

Yargıtay'dan kur farkı talebi davasında karar!

Çek ile tahsilat yapan bir esnaf, ödeme tarihinde döviz kurundaki rekor artış sebebiyle zarar ettiğini öne sürerek, karşı taraftan kur farkını talep etti. Tahsilatı yapamayan esnaf, icra takibi başlattı. Karşı taraf icraya itiraz edince alacaklı bu kez itirazın iptalini talep etti. Mahkeme, davanın kabulüne hükmetti. Kararı davalı şirket avukatı temyiz edince devreye Yargıtay 11. Hukuk Dairesi girdi. Oy birliği ile alınan kararda şu ifadelere yer verildi: "Davacı alacağına dair kesilen çekle alakalı fatura bedelleri (kur farkı-kambiyo karı) ile cari hesaptan kaynaklanan alacaklarının ödemesini talep ettiğini, ancak davalının ödeme yapmadığını dile getirmiştir. Ödeme yapılmaması üzerine 3. İcra Müdürlüğü'nün sayılı icra dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini iddia ederek, itirazın iptaline ve yüzde 40'tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava dosyasında mevcut bulunan belgelere ve alınan bilirkişi raporlarına göre davacının davalıdan kur farkından kaynaklı 83 bin TL alacaklı bulunduğu ve faiz talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava, cari hesap ve kur farkı alacağından kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir. Dosya içerisinde bulunan bilirkişi ek raporu incelendiğinde cari hesaba yönelik yapılan ve hesaplamaya esas alınan 342 bin lira davalı ödemelerinin çeklerle yapıldığı görülmektedir. Çeklerle yapılan ödemelerde kur farkı istenemeyeceği Dairemizce istikrar kazanmış uygulamalardandır. Mahkemece bu husus gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir."

Yargıtay'dan ölümlü kazada emsal tazminat kararı Haber

Yargıtay'dan ölümlü kazada emsal tazminat kararı

Yargıtay, tek taraflı ölümlü trafik kazasından kaynaklı tazminat davasında, on beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanacağına hükmetti. Yüksek mahkeme; tek taraflı ölümlü trafik kazasında sürücü tam kusurlu olsa bile destekten mahrum kalan yakınlarının tazminata hak kazanacağına dikkat çekti.      Trafik kazasında hayatını kaybeden sürücünün yakınları, aracın zorunlu trafik sigorta poliçesini düzenleyen şirket aleyhine tazminat davası açtı. Davacı aile, babalarının kazada öldüğünü, kazanın aynı zamanda iş kazası olup işverenin de kusurunun bulunduğunu açıklayıp fazlaya dair hakları saklı kalması kaydıyla 90 bin liralık tazminat talep etti.    Sigorta şirketi davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ile esastan reddini diğer davalı işveren ise kazada sürücünün tam kusurlu olduğunu öne sürdü. Mahkeme; kazada desteğin kusurlu olduğu, davacıların ise desteğin kusurundan faydalanamayacakları gerekçesi ile davanın reddine karar verdi. Karara karşı davacılar istinaf yoluna müracaat etti. Bölge Adliye Mahkemesi, mahkeme kararının ortadan kaldırdı. Davacılar temyiz yolunu gidince devreye Yargıtay 17. Hukuk Dairesi gridi. Yüksek mahekme, tek taraflı kazalarda ölen sürücünün tam kusurlu olması durumunda bile geride kalan ailesine tazminat ödenmesi gerektiğine hükmetti.    Kararda şöyle denildi: "Kaza 09.09.2006 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacıların desteği vefat etmiştir. Bir kişinin ölümüyle sonuçlanan söz konusu trafik kazası 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 85/1.maddesi çerçevesinde bir fiil niteliğindedir ve sürücü/davacıların desteğinin vefat etmiş olması ve murisin kusurlu olması sonuca etkili değildir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 85/1 ve 66/1-d maddelerinde öngörülen ceza zamanaşımı süresi 15 yıl olup, bu zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, eldeki davada zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle işin esasına girilip, davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtığı, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağı ortadadır. Dolayısıyla araç sürücüsünün tam kusurlu olması halinde, desteğinden mahrum şkalan davacıları etkilemeyeceğine; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası genel şartlarına göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan davalı  şirketinin, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığı ve olayda sürücü tam kusurlu olsa bile, destekten yoksun kalan davacıların da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğu, davalı  şirketinin desteğin ölümü ile ortaya çıkan zarardan sorumlu olacağı ortadadır. Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin kararının bozulmasına oy birliği ile hükmedilmiştir."

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.