SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ancak Cumhurbaşkanı Adayı olan Ekrem İmamoğlu, İstanbul Kar altındayken İngiliz Büyükelçisi ile 3 saat yemek yer!

Top sizde Meral Akşener... Kimin yüzünde tam olarak ne gördüğünüzü bir kez daha ifade etme zamanı... Sanırım, "Rabbi Yessir" ifadesi haddini fazlasıyla aştı. Ne dersiniz?
Haber Giriş Tarihi: 29.01.2022 00:42
lodoshaber.com

Ancak bir Cumhurbaşkanı Adayı olan Ekrem İmamoğlu
İstanbul Kar altındayken İngiliz Büyükelçisi ile 3 saat yemek yer!

Rahmetli Hocam, hocaların hocası, İletişim Sosyolojisi Profesörü Ünsal Oskay'ın adını yazılarımda sıklıkla anarım. (Ünsal Hoca'nın zaten Türkiye'de bir eşi yoktu, yeri de doldurulamadı. Nurlarda uyusun. Üzerimizdeki hakkını helal etsin.)
Bu yazının girişi Ünsal Hooca'dan gelsin. Gerisi de kendiliğinden gelsin.

***

Ünsal Hoca sorardı derste:

"İnsanlar neden baştan aşağı trajedilerle dolu olan o 3. sayfa haberlerini okur?"
"Karısını kesti!" "Komşusunu doğradı!"İ
"Cinnet getirip üç çocuğunun da içinde olduğu evi yaktı!" 
"Falanca kendisini asarak intihar etti!" 
"Katliam gibi kazada tır otomobili biçti. Şu kadar kişi öldü, şu kadar kişi yaralandı!" 

Ve daha bir sürü trajedinin yer aldığı 3. sayfa haberlerini travma geçirmek için mi okuyoruz? 
Deli miyiz? Derdimiz ne?..
Kimimiz salak salak yanıtlar verirdi. Kimimiz, salaklığımız çok da belli olmasın diye pısar kalırdık. 
Ben genelde, salaklığının ulu orta tescillenme ihtimalini göze alamayan, kendince egosantrik tayfada yer alır, her an mühim ve rasyonel bir sonuca varmak üzereymicesine, zihni yaldır yalmdır sorgulayan insan pozları takınırdım. Ancak Hoca yemezdi tabii...

Tanıdığım tek gerçek filozof olan Ünsal Hoca'nın amacı ne bizleri salaklığımızla yüzleştirip mahcup etmekti, ne de hırpalamak...
O sarsmak, uyandırmak ve sorgulatmak isterdi. Uyan ve sorgula. Saçmala ama sorgula...
Bırak seni salak zannetsinler. Gerekirse salak salak sorgula. Ama sorgula...

Sonunda öğrendik, insanların o trajedilerle dolu 3. sayfa haberlerini neden okuduklarını. 
Özetin de özeti geçecek olursam, yalnızlığa tahammül edemiyor insan denen varlık. Yalnız olmayı, yalnız kalmayı sevmiyor.
Hele ki acıda, hele ki kahırda asla yalnız olmaya tahammül gösteremiyor. 

Aslında hiç kimse, trafik kazasında ölmüş insanların haberini okurken mutlu olmuyor. Bilakis, kahroluyor. Ancak, o haberi okurken şunu hissediyor:
"Başka insanların da başına çok kötü şeyler gelebiliyor. Başka insanlar da sevdiklerini böyle kaybedebiliyor. Başka hayatlar da ansızın sekteye uğrayabiliyor. 
Yalnız değilmişim. Seçilmiş değilmişim. Bedel ödetilen değilmişim.
Hayatın olağan olan-olmayan akışında var böyle dertler, acılar, kahırlar, trajediler..."

Ve bu idrak, yaşama, (koptuysa kaldığı yerden) tutunmayı-toplumla uyumlanmayı kolaylaştırıyor. 
"Allah-Yaradan beni böyle büyük bir acıyı yaşamam için özellikle seçmedi. Bana takmadı, bana sarmadı! Lanetli falan değilim. Lanetlenmedim. 
Yaşamda var böyle acılar, trajediler. Ve başka insanların da başına geliyor-gelebiliyor." 

Mevzu derin, mevzu uzun... Ve fakat sosyolojik bir gerçek. 

***
Bu noktadan hareketle, gelelim artık kesinlikle ve kesinlikle her şeye ve hatta aday olduğunu her fırsatta ortaya koyan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na rağmen, Cumhurbaşkanlığı için aday olacağına inandığım İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, İstanbul hakikatli bir kar esareti yaşarken...
Üçüncü dünya ülkeleri misali bir sefalet yaşarken, Sir Dominick Chilcott ve eşiyle yediği  2 saat 50 dakikalık "Yemek molası"na...

Birincisi, bilmem ne kadar zaman önceden planlanan, ve dünya yansa hasırı yanmadan, önüne kattığı kar küreme aracının açtığı yollardan gidilen yaklaşık 3 saatlik eşli yemek programına, yemek molası denmez! 
Yemek molası, getirilen kumanyayı alel acele yiyip, işine kaldığı yerden devam etmeye denir.

Ekrem İmamoğlu'nun ki, bal gibi planlı programlı akşam yemeğidir. Eşli felandır. O akşam İstanbul'un ve istanbullu'nun içine düştüğü kahır şartlarını göz önüne alırsak, bal gibi bir keyif-kulis yemeğidir!
Vesileyle, yemektir, açlıktır, moladır, hakkıdır faslını geçelim. 
Zira, yemezler!

Kaldı ki, Ekrem İmamoğlu da, "İngiliz Büyükelçi ile yemek yemek, karla mücadele kadar önemli" demek suretiyle, o akşamın bir yemek molası değil de, üzerine büyük bir önem atfedilen planlı programlı ve vazgeçilemez mahiyette bir yemek olduğunu ortaya koymuştur.
Olan, (gerçeği salak salak reddedenleri ve İmamoğlu'nu savunucam diye fanatik davranarak irrasyonel bir tutum sergileyenleri umursayamayacağımdan...) CHP'nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun'a olmuştur.l
Seyit Torun, İstanbul o haldeyken Ekrem İmamoğlu'nun İngiliz Büyükelçi ile bilmem nerede saatlerce balık yeme ihtimalini o kadar ihtimal dışı görmüş ki, kendisini boş yere siper etmiş! (Büyük bir içtenlikle Seyit Torun'un düşürüldüğü duruma üzüldüm.)
Vaziyetin tamamından bi haber Kemal Kılıçdaroğlu işin aslını öğrendiğinde ne hissetti? Ne düşündü? İşte onu bilmeyi gerçekten çok isterdim.

***
Yazının girişiyle ortasını bağlayabilmek umuduyla devam edersek...
İstanbul sapır sapır dökülürken, kar esaretini ambulansından yaşlısına, bebeğinden hastasına herkes iliklerine kadar yaşarken, Ekrem İmamoğlu, (İsviçre'den bildiren sözcüsünün iddia ettiği gibi) AKOM'da ekmek arası yese-atıştırsa ne değişir?
Sarıyer'deki bir balıkçıda, İngiliz Büyükelçi ile 3 saat boyunca keyifle yese ne değişir?
Fiziki gerçeklik değişir mi?
Değişmez!
İstanbul'a yağan kar miktarı azalır mı?
Azalmaz!
Ancak, buz gibi havada saatlerce aç açına yollarda kalan, o çileyi çeken insanlar kendisini bu denli yalnız hissetmezdi! Yalnız bırakılmış, kaderine terk edilmiş olduğunu bilmezdi.
Yoksa, Ekrem İmamoğlu'nun AKOM'da olmasıyla, Sarıyer'deki bir balıkçıda keyif içinde akşam yemeği yiyor olması, eksi bilmem kaç derecedeki kar fırtınasının orta yerinde kalmış vatandaş açısından elbette fark etmez. 
Yine aynı çileyi çekecekti, yine aynı perişanlığı yaşayacaktı. (Bu arada, İstanbul'a temmuz ortasında kar yağmadı. Göstere göstere, uyara uyara geldi. Karı mı küreyeceksin, tuzlama mı yapacaksın, ne yapacaksan zaten o akşam yemeğine kadar yapmalıydın. Yapmadıktan sonra. ister AKOM'da ekmek arası ye, ister Sarıyer'de balık ye...)

***
Sorun şu ki:
Ekrem İmamoğlu, o akşam hem yönettiği devasa kenti ve kentliyi bir kez daha zor anında yalnız bıraktı!  (Seçildikten sonra İstanbul'da yaşanan ve bir kişinin öldüğü sel felaketinde de Bodrum tatiline kısa bir mola verdikten sonra kaldığı yerden devam etmişti.)
Hem de, partisi CHP'yi kandırmaya çalıştı!
Her ikisini birden o kadar mahir hamlelerle yapmaya kalktı ve o denli yapamadı ki, olan Seyit Torun ve Fazıl Say'a oldu. (Bakınız, Fazıl Say'ın o süreçte İmamoğlu için attığı tivite...)

***
Oysa, insanın içine sinmez ki o yemek. Sinmemeli...
Yaşlısı genci, çoluğu çocuğu, hastası acil hastası, dünyanın en büyük kentlerinden birinde donma noktasında yollarda kalmış.
Sen, İngiliz Büyükelçi ile 3 saat yemek yiyorsun! 
Sen o üç saatlik yemeği yerken, sözcün vaziyeti rasyonalize edebilmek için İsviçre'den ona buna ayar veriyor sanki AKOM'dan bildiriyormuş hesabı...
Kimse olduğu yeri ve sebebini kabullenmiyor. 
Ekrem İmamoğlu, sanırsın 19 saatlik mesainin sonunda iddia edildiği gibi, topu temeli bir saatlik yemek molası vermiş! (Ona da İngiliz Büyükelçi denk gelmiş.)
Sözcüsü, aslında İsveçre'den topa girmiyor da, AKOM'da çilekeş insanlar için mücadele ediyor!
Bu ne büyük sorumsuzluk. 
Bu ne büyük ayıp!
Bu çok büyük ayıp!

***
Zorda ve darda kalınca yalan söyleyebilen insanları anlarım da, sefa içindeyken bu kadar kolay gerçekleri gizleyebilen insanlardan işkillenirim. 
Umarım, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener artık duruma uyanır da, Ekrem İmamoğlu ısrarından vazgeçer. 
Zira, İmamoğlu'nun bu fütursuzluğunun en büyük tetikleyicisi, yüzünde Rabbi Yessir (Niyeyse) gören Meral Akşener'dir.

***
Gelelim CHP'ye ve derin CHP kulislerine...
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, (artık iyiden iyiye anlaşılıyor ki) Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı olmasını asla istemiyor. Ki haklı.
İddia o ki, Kemal Kılıçdaroğlu güvenmiyor Ekrem İmamoğlu'na.
İstanbul'u sel almışken tatil yapan adama güvenmiyor. Elazığ Depremi'nde iki dönenip kayak tatiline giden adama güvenmiyor. 
İstanbul kara batmışken, İngiliz Büyükelçi ile 3 saatlik akşam yemeği boğazından geçebilen, geçmemiş gibi yapabilen, 3 saatlik yemeği 1 saatlik yemek molası gibi lanse etmeye çalışan adama güvenmiyor.

(Bunlar kesin kulistir) İngiliz Büyükelçi ile CHP Genel Merkezi'nden habersiz görüşen, kim bilir ne görüşen ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Seit Torun'u dahi ters köşe yapabilen adama güvenmiyor.
En mühimi de...
Velev ki, Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı adayı oldu. Velev ki seçildi.
Kemal Kılıçdaroğlu adına yazamam ancak, yakın çevresinin endişesi odur ki, İmamoğlu'nun Parlamenter Sisteme geçeceğine inanmıyor kimse inanmıyor.
Daha da nete getirirsek, Ekrem İmamoğlu velev ki Cumhurbaşkanı seçildi. İmamoğlu'nun, mevcut sistemde, mevcut yetkilerle kalma ihtimalinden endişe CHP Genel Merkezi! 
Ki, ben de tüm bu endişelere sonuna kadar katılıyorum.


Hasılı... İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, kimin yüzünde ne gördüğüne bi tekrar bakmalı.
Hala aynı şeyi görüyorsa, çok ama çok büyük sorun var demektir. 

Yazarın notu:
1) Ekrem İmamoğlu ve eşi, İstanbul kopmuş giderken, İngiliz Büyükelçisi ve eşleri ile karla mücadele kadar önemli ne görüştü? Ne konuştu? 
2) Ekrem İmamoğlu, bu çok mühim, ertelenemez, ertelenmesi teklif dahi edilemez görüşmeyi CHP Genel Merkezi'nden neden sakladı? 
3) CHP'ye oy veren kemik seçmen olan Aleviler... (CHP içinde Alevicilik yapanları eleştirdiğim kadar haklarını da teslim etmek zorundayım.)  bu ülkedeki Laik Cumhuriyet'in tartışmasız çimentosudur. Net... 
Ekrem İmamdoğlu'nu kantara çıkaralı epey oldu. Partiler üstü bir isim olan (Ki harbiden de öyledir) Kamer Genç'in ölüm yıl dönümünde, Ekrem İmamoğlu'ndan bir tivit bekledi CHP'liler. Uğrayıp bakmadım. Ancak, denen o ki atmadı. Gelmedi! Niyeyse gelmedi?
Sahi... Niye gelmedi?

Mütedeyyin oylar için mi?
Kamer Genç, oy uğruna es geçilecek isim miydi?

Derken...
Bu son akşam yemeği, her şeyin üzerine tüy dikti!
4) Recep Tayyip Erdoğan, "dış güçler" deyince bende de muğlak kalıyor. Yerini çok da bulamıyor. 
...da,

Emperyalist Güçler desek.
İngiltere ne yana düşüyor?...
5) Göreve gelir gelmez kamuoyuna servis edilen, o fecaat, o çok acemi "Musakka-Antrikot" mukayeseli ucuz ve sefil PR'ından bu yana ben Ekrem İmamoğlu'na baktığımda ne gördüğümü bilmiyorum.(O nasıl sakil ve ucuz çıkıştı öyle! Yahu danışman diye kimlerle çalışıyorsunuz? Personele musakka, size antrikot?.. Ört ki ölem... Tezatlık bu kadar sakil göze batırıcılınca sınıf bilinci depreşmiyor. Teatral ve hatta komik oluyor. Yeşilcam Sokağı mı siyaset sahnesi?

En çok kendi adıma üzgünüm. Ancak, Mansur Yavaş ismini dahi daha net ve samimi buluyorum. (Bari adamın başı sonu,  ne olduğu belli...)
Ekrem İmamoğlu, tam olarak kimdir?
Nedir? Durduğu yer neresidir?
İngiliz Büyükelçisi'nin kılçık ayıklaması-ya da ayıklamadan löp löp götürmesi, neden eziyet altındaki vatandaşın o hazin karla mücadelesinden daha önemlidir?
Bal gibi ülkücü Mansur Yavaş'ı, bu çok bilinmezli muğlak denklem Ekrem İmamoğlu'na tercih ederim.

Ve finalde...
Hala pesimistim. Hala bu ülke bir Alevi Adayı Cumhurbaşkanı seçmez diyenlerdenim.
Ve fakat, Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu'na göre çok daha nettir, dürüsttür.
Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu'na oranla çok daha ortada yaşayan, ortada siyaset yapan bir adamdır.
Ekrem İmamoğlu çok bilinmeyenli denklemdir. Kemal Kılıçdaroğlu, bilinen, ortada ve nettir!
Top sizde Meral Akşener...
Kimin yüzünde tam olarak ne gördüğünüzü bir kez daha ifade etme zamanı.
Sanırım, Rabbi Yessir haddini fazlasıyla aştı.

 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar