SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Paranın suçu yok kardeşim!

Yazının Giriş Tarihi: 26.12.2017 17:36

"Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin,

-demeğe de dilim varmıyor ama-

kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! "

Nazım Hikmet

  Bazı duyguları bazen anlatamazsınız. Onu en yakın kelimelerle, kelimeler yetmediğinde cümlelerle anlatmaya çalışırsınız. Bazen koca bir hikayede boğulduğun betimlemeler bile yetmez.  Çok uzun zamandır bu duygularla boğuşuyorum. En uzun hikayelilerden biri var bugün içimde. Büyük bir sistemin, görebildiğim her küçük çarkında yüreğimin daha çok karardığını hissettiğim koca bir hikaye. Bu sistemin en büyük çarkı “Zaman”. Bugün en değerli şey zaman. Bütün küçük hesaplarınız bu olgunun üzerinde kurulu. Zamanınız varsa sinemaya gidebilirsiniz. Zamanınız varsa tatile gidebilirsiniz. Ve her biriniz müsaitlik derecenize göre sosyal çevrelere sahipsiniz. Sahibiz! Hepimiz bu sistemin içindekileriz.  Birbirimizle olan iletişimlerimiz zamanın birleştirilmiş çakraları. Atlama yaptığı anlar. Zaman kazanabilmek için ise önce para kazanman gereklidir. Kazandığın parayı harcayabileceğin “zamanlar” ise senin ürettiğini, kazandığını senden geri alabilecek sistemler üzerine kuruludur. Eğer senden geri almazsa tekrar kazanmak için azmin olmayacaktır. Ve seni motive edecek şeyler senede bir kez özlemle çıkabileceğin o bir haftalık tatildir. Doğuştan gelen temel hakların senden alınmıştır ve yerine kazanman ve haketmen gereken zincirler koyulmuştur. En anlamlandıramadığım ve üzerine yüzlerce sayfa yazabileceğim bir mekanizma var ki nasıl anlatabileceğimi bilmiyorum. “Halimize şükürler olsun, bak oradaki insanlar ne halde. Haline şükret ya aç susuz kalsaydın” Sorguladığım kısımı anlatmaya çalışırken ,kendimi defalarca anlatma isteğimin hat safhada olması bile tuhaf. Sorgulamaya çalıştığım sistemin, zayıfları göstererek bu zayıflıkların bizim mutluluğumuz olması yönündeki isteği. Peki, biz halimize şükür edelim. Bizim oradaki insandan farkımız, daha şanslı olmamız mı? Yoksa benim burada dünyaya gelmem mi? Peki o niye şanssız o niye burda dünyaya gelememiş? Doğarken anne karnında yaradana şirk mi koşmuş! Bize  bir kıstas göstererek mutlu olmamızı isteyen bu sistem aslında , dini öğretiler de dahil bir çok vicdani hesaplaşmaları bir kenara koyup işimize bakmamızı, halin sürekliliğinden memnun kalmamızı söylüyor. Sürekliliğini emin ellerde tutabilmek içinde zaman içinde seni motive edecek o araba ya da ev kredisini çoktan çektirmiştir sana zaten! İşte bu sisteme kapitalizm deniyor. Yüzlerce sayfa yazabilirim ama özetle, kapitalizm: Hayallerinizi, ideallerinizi para karşılığında satın alabileceğiniz veya alınabileceği, her şeyin değerinin parayla ölçülebildiği, yaşamınızı sürdürebilmek için gerekli tüm koşulları yalnızca parayla sağlayabildiğiniz ekonomik sistemdir. Önce şişmanlatacağı sistemler geliştirir sonra kilo vermen için yeni sistemlere seni sürerler. Çok güzel bir söz vardır kapitalizmle ilgili: “Kapitalizm gölgesini satamadağı ağacı keser” Size bu ekonomik sistem dediğimiz şeyin ikinci dişlisini yani zamanı  maddi bir yükümlülük haline getirip adına “para” denen o madenin kısaca tarihçesini anlatacağım sizlere. Bunun için olayların en başına ineceğiz. Para diye anlamlandıracağımız ilk sistem hayvanlar üzerinden yürütülen sistemdi. 1 koyuna karşılık  1çuval un gibi. Daha çok ticaret kıstası gibiydi. Kendi değerlerinde sayısal kazanımlarıyla karışılığı alınabilecek birer maddeydi hayvanlar.  Parayla ilgili olduğu düşünülen ilk buluntular, Artemis tapınağının temeline gömülü olarak  bulunan 93  sikkedir. Bir  çok kaynak tarafından Artemis tapınağının yapımını üstlenen  Lidyalılar olduğu için parayı onların bastığını kabul eder. Fakat önemli bir detay  vardır ki günümüzde para olarak kabul ettiğimiz ,paralarla çokta ortak noktası bulunmamakta. Günümüzde parayı para kılan 4 özellik vardır:
  • Paranın üzerinde bir değer yazar
  • Belirli bir standart ağırlığa ve şekile sahiptir.
  • Para, parayı basan merkezi gücün imgesini veya ismini taşır
  • Parayı oluşturan metallerin bileşenleri saftır ve alaşım oranları sabittir
  Bu özellikleri göz önünde bulundurduğumuzda Artemis tapınağında bulunan sikkeler para diyebileceğimiz tanıma pek uymuyor. Ne belirli bir formları var ne standart bir ağırlıkları var ne de belirli oranda alaşıma sabitler.   Hayvanlar üzerinden yürütülen bu ekonomide büyük bir problem vardı. Her hayvanın belirli bir ömrü vardı. Yani ölüyorlar. Büyük hastalıklar ekonomiyi temelden sarsıyordu. Bütün mal varlığını kaybedebiliyorlardı. İşte bu sebepten değerini kaybetmeyen yok olmayan ölmeyen bir şeye ihtiyaç vardı. Bize bu konularda en çok bilgi veren M.Ö. 1950-1750 yıllarına ait buluntuların çıktığı yapılardır. Kayseri de kazısı yapılan Kültepe  Höyüğü. Bu kazılar 500 Metre çapında bir alanı kapsıyor. Bu bölgede Asur ticaret kolonileri dönemine tarihlenen 25 bin üzerinde çivi yazılı tablet bulundu. Bu belge sayısı  dünyada başka bir yerde yok. Orta Doğundan Anadolu’ya  gelen tüccarlar tarafından yazılan bu tabletler 1000 km çapındaki bir ticaret sistemini  anlatıyor. Ankara üniversitesi Prof. Fikri Kulaçoğlu kazıların başındaki isim. Bu tabletlerde günümüzden 4000 yıl öncesine ait çok sistemli çok kapsamlı ve hiç açığı olmayan bir sistemi anlattığını ifade ediyor. Tabletler  ticaretin merkezinde altın gümüş ve kalay olduğunu gösteriyor. Buda tunç çağında metallerin ağırlıkları oranında alınıp satıldığının en büyük kanıtı. Ticaret için bir çok birim gerekiyor ve bu birimler o dönemde çok net bir şekilde hesaplanmış. İşe metallerin belirli bir değerde karşılık bulması, paraya giden ilk reel örnekler . 1982 yılında Antalya/Kaş açıklarında dalan yerel bir süngercinin sünger çıkarmak için daldığı bir dalış sırasında bulduğu buluntular bunun en somut örneğidir. Bu buluntu M.Ö. 1300lü yıllarda battığı anlaşılan gemiye ait. Gemide bakır ve kalaylar külçeler halinde istiflenmiş vaziyetteydi. Bu keşif en önemli keşiflerden biri sayılır. Bu külçeler belirli bir standart ağırlığa sahip değil ama ticarette kullanıldıkları ve belirli bir şekilde oldukları çok net. Bu da bize tunç çağı insanlarının Akdeniz’in en ucuna kadar ticari ilişkilerle donattığı bir sistem olduğunu gösteriyor. Lidya krallığının baş kenti “Manisa Sart” Anadolu’ da demir çağının en etkili ve en zengin merkezi. Günümüzden 2600 yıl önce Sart’ta yaşayan Lidler dünyanın gidişatını değiştirecek çok önemli bir adım atmışlardı. Burada Lidlerin bölgedeki akan bir çaydan çıkardıkları elektrot parçalarını nasıl işlediklerini anladığımız bir kazı alanı mevcut. Burası bir atölye. Burayı  önemli kılan şey ise tarihte  ilk defa doğada bulunan altını saflaştırarak ayrıma işlemini yaptıkları koca bir atölye. İşte Artemis tapınağında bulunan sikkelerin bir çoğu burada üretilen bu küçük anlamsız altın topçuklarıydı. Bu dönem kral ARDYS II dönemine denk gelmektedir. ARDYS II’ nin oğlu ALYATTES II ise ilk defa bu sikkelere ağırlık sabiti belirleyen kişi. Artık bir elektron damlasının ağırlığı 168 adet buğday tanesinin ağırlığına denkti. Fakat günümüzdeki gerçek anlamda parayı üreten ilk kişiyse ALYATTES II’nin oğlu CROESUS oldu. Bu dönemde semantasyon yöntemiyle elektronlar ilk defa ayrıştırabilmişti. Buda altın ve gümüş sikkelerin ayrı ayrı basılmasını sağladı. İşte bu tarihsel olaydan hemen sonra bütün dünyaya hızla yayılmaya başlayan bu sistemle, bütün dünyadaki şehir dertleri ve kralların ellerinde bulundurdukları altın, gümüş ve bakırların tamamını para basmaya kullandı. İşte para artık merkezi gücün en önemli sembolüydü. Bu dönemle birlikte maddi güç üstünlük sağlayabilen önemli güçtü. Buda daha çok maden, daha çok para, daha çok güç demekti. Daha çok savaş demekti. Bu paraların tümü kendi ederlerindeki değer kadar karşılık buluyordu. Zamanla tüm dünyaya yayılan “para” , altın ve gümüş üzerinde belirli bir değer oluşturmuştu. Yapılan tüm ticaretler bu sistem üzerineydi. Yani 1 altın paranın karşılığı altının kendisinin fiyatıydı. Ama zamanla bu kolay işlenebilirlik farklı sonuçlara yol açmıştı.  Kolay işlenebilirliğiyle para olarak kullanılan altın gümüş ve bakır zamanla ekonomideki hırsızlıklarla(para kırpma yöntemiyle  10 paradan 11 para yapma gibi) yerini daha değersiz maddelere bırakmıştı. Yani altının kendi değerinde alabileceği bir karşılık değil tam aksine üzerinde değerli olduğunu ifade eden ama madden hiçbir değeri olmayan bir şey lazımdı. Kağıt paralara işte bu sebeple gereksinim duyuldu. Üzerinde büyük rakamlar yazan ama ederi o kadar olmayan gramlık kağıtlar.    Bana göre işte tam bu dönemde kapitalizm doruk yaptı. Madden karşılığı olmayan rağbet görmeyen bir şeyi çok daha önemli bir şeyle takaslamak fikri bugünümüzün çıkar sonuç ilişkisidir. Her dönem insanoğlu dünya için birçok yeni fikir üretmekte. Ama üretilen tüm fikirler, iyi fikirlerde dahil insanların sömürülmesine sebep oluyor. Çünkü sistemin kuruluş yöntemi belli. Her ne kadar dünyaya katkı sağlayacağını düşünsen de bir anlamda sistemin çarkını döndürüyorsun. Kral Marx ‘ın dediği gibi: ‘ Aşacağımız son kapitalist muhtemelen bize asma halatını satan son kişi olacaktır’ Çerçevenin tamamını görmek acı veriyor.  Pollyanna gibi bir dünya hayal etmek belki de çok aptalca gelebilir. Ama bu düşüncelerin aptalca olduğunu söyleyen, programlayan yine bu sistem. Yani kardeşim bugün aç, susuz, evsiz barksız, tüm yaşam hakları sistem tarafından daha doğarken elinden alınmış insanlar varsa bunun sebebi sen ben hepimiziz kardeşim. Para işin adı. Yani karnın tok diye şükredeceğine önce o niye aç diye sorgulaman gerek kardeşim. Yani kardeşim senden senin zamanını, senin kazandığın parayla çalan bu sistemde sorulamadan yaşıyorsan paranın suçu yok kardeşim...

Mor çiçeğin hikayesi...

27.10.2017 18:03
Günlük kelime dağarcığının arasında sıkışan birkaç kelime çıkmakta zorlanıyor bugün. Uzun soluklu bir kümenin alelade bir harfi adeta içimdekiler.  İçinde anlamsız heceler barındıran ama önemliymiş hissi veren bir yaşantının seslenişi. Çığlıklar aydınlık ama gören gözler karanlık. Ne bir konuşan ağa

Oyuk Dünya Teorisi - Yeşil Çocuklar

28.09.2017 17:51
“Hiç kimse dillerini anlamıyordu. Kasabanın yargıcı olan Sir Richard de Calne’nin evine götürüldüklerini de her iki de çaresizlik içinde ağlıyorlardı. Önlerine konulan ekmek ve diğer yiyeceklerin hiç birine dokunmadılar. Daha sonra kız çocuğunun anlattığına göre bu sırada neredeyse ölecek kadar açtı

Evrenin Ahengi 

18.09.2017 17:53
Doğa bir müzik şölenidir. Müzik doğadan gelir. Arılar  ‘do’ notasında vızıldar ve çiçekler sadece bu notada polenlerini verir arılara. Kara Sinekler ‘fa’, sivrisinek ‘si’ notasında kanatlarını titretir. Doğa insanın kalbindedir. Antik Mısır'da mumyalananların her organı için bir küp ayrılır

Oyuk Dünya Teorisi 2 – Teoriyi Savunanlar

22.08.2017 16:51
Oyuk dünya teorisini sadece amiral Richard Eveln Byrd’dan dinlemek yetersiz gelebilir. Efsane ve Mitolojilerde de hep bir yeraltı dünyasından bahsedilmiştir. Yunan Mitolojilerinde, Sümer ve Babil kaynaklı Gılgamış Destanında, Hint Efsanelerinde, Eski Güney Amerika Medeniyetlerinde, İrlanda Efsaneler

Oyuk Dünya Teorisi- İlk Temas

14.08.2017 18:05
“Bu günlüğü gizlilik içinde yazmalıyım. Yazdıklarım Arktik´de 1947 yılı Şubat´ının 19. gününde yaptığım uçuşla ilgili. Zamanı geldiğinde, muhakkak insanlar daha akıllı olacaklar ve kaçınılmaz gerçeği kabul edecekler. Yazdıklarımı açıklamak özgürlüğüne sahip değilim, belki de bunlar asla toplumsal bi

Saklanmış bir tarih: Göbeklitepe

05.07.2017 16:55
İnsanlık tarihinin bilinen ilk uygarlığı Mezopotamya’dır.  Dünyanın ilk ve en eski uygarlığı, Dicle ve Fırat nehirlerinin aşağı kıvrımları boyunca Basra Körfezi’ne kadar uzanan alüvyal ovalar üzerinde uzanan Sümer ülkesinde doğmuş. İnsanların tarımsal üretime geçerek tahıl üretimi yapması ve hayvanl

Evrilen mutsuzluk

06.06.2017 15:58
"Bir ülkede ne kadar çok tabu varsa o kadar özgürlük yoktur" Aziz Nesin Büyük bir hikayeyiz her birimiz ve büyük bir hikayenin parçasıyız. Tüm hikayeyi görmek için ilk önce parçaları toplamak lazım. Topladıkların birer parça olsa da bir bütünün parçası. Tek bir eksik, anlamsızlık yaratır. Tek başı

Alışılmamış İnsan - Leonardo Da Vinci

08.04.2017 13:33
İtalyan Rönesans sanatçısı Leonardo da Vinci çağının ötesinde yaşamış en ünlü isimlerdendir. Gerek resimleri gerek çizimleri gerek merakı bugün bile algı düzeyinin dışında bir takım sorularla karşımıza gelmektedir. En çok adının anıldığı tablosu “Mona Lisa”, Da Vinci’nin en büyük sırlarındandır. Mo

Güneş Dili Teorisi

28.03.2017 16:41
Dünya  var olduğundan beri güneşin de var olduğu aşikar. Güneş bu dünyadaki yaşamın ana sebeplerinden biri. Muhteşem bir ahengin düzenli bir parçası. İnsanlığın ilk zamanından beri hep önemli kalmıştır. Bazen Tanrı olmuş, bazen ekinlerin baş vermesi için umut olmuştur. Ama insanlık için hep umut do

Perdenin arkasında bir çift göz

15.03.2017 17:09
Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. M.Kemal ATATÜRK Ahmet Esat Tomruk 1892 de İstanbul’da dünyaya gözlerini açtı. Beş yaşında babasını kaybetti ve annesiyle beraber dayısı Sezai Bey’in himayesine girdiler. Ahmet Esat çalışkandı ve başarılıydı. Galatasaray Lisesini k

Ezoterizm – Veganlık - Sufizm / Özüne Dönüş

18.02.2017 15:00
"Hayvanları yeme arzumuzu sürdürdükçe;  mutluluğu elde etmek, dolayısıyla da adil bir toplum yaratmak için gereken şartları sağlamak nasıl mümkün olacak?" -Sokrates- Bizim coğrafyamıza ezoterik bilgiler ve bununla dolaylı yoldan gelen veganlık nasıl geldi diye merak edenler için işte burada anlatm

Özüne Dönüş - Ezoterizm ve Veganlık

09.02.2017 14:20
Bir önceki yazımda az çok veganlığı anlatmış ve bir sonraki yazılarım için yolları veganlığa çıkan açık kapılar bırakmıştım. Bu kapılardan bir tanesi Ezoterizm’dir. Ezoterizm bir din veya bir inanç sistemi değildir. Bilgiyi taşımanın ve bilgiye ulaşmanın bir yoludur. Atlantis ve Mu medeniyeti

Özüne dönüş - Veganlık

03.02.2017 15:43
Sevgili okurlar bu hafta, sizlere bir kaç yazı dizisinden oluşabilecek (kaynak bolluğu ve ilgi düzeyinin belirleyeceği) bir yazının ilk bölümünü yazacağım. Olabildiğince kısa ve öz, sıkmadan yapmaya çalışacağım. Birkaç deneme yazısından sonra biraz daha iç içe bir yazı olacak. Uzun süredir dikkat et

Çember Teorisi

28.01.2017 15:57
Bir beyaz kağıt üzerine yüzlerce nokta koyabilir ve merkezleri bu nokta olan, birbiriyle zaman zaman kesişen, çemberler çizebiliriz. Çemberler insanın hayatını ve sınırlarını, noktalar var oluşu simgeleyebilir. Birbiriyle kesişen hayatlar olduğu gibi çemberlerin birbirine hiç değmediği beyaz boşlukl

Asi bir nöbetçi; AŞK!

12.01.2017 16:17
 Bu şehir güzelse senin yüzünden -Nazım  Hikmet- Aşk adına yazılanların yanında, bir kum tanesi kadar kalacak yazdıklarım. Diğerlerinden farklı olarak güncellenen kelimelerim ve duygusal sızıntılarımdan başka pek bir değişiklik yok aslında. Başka diyarlarda, başka aşkların bestelediği şarkılarda

Korkusuz yalnızlık

06.01.2017 16:41
Yalnız kalmak, bir ilaç mıdır? Yoksa, hastalığın ta kendisi mi? Zakkum Evrenin küçük bir parçasında kocaman dertleri yüklenenleriz biz. Büyük gözlerimizden akan küçük yaşlarda boğulan ruhlarımız, her fırtınada başka bir limanda bulur kendini. Korkuların eseridir hayatlarımız. Her doğum korkul

Sanrıların sözcükleri

27.12.2016 14:28
Yaşadıklarımızdan hissettiklerimizi, anlatabilecek sözcükleri bulabildiğimiz zamanlar,  sözcüklerin yetersiz kaldığı zamanlara göre çok daha şanslıdır. Neler hissettiğinizi anlatamadığınız anlar gelir ya…  İşte o an, ceplerinden çıkardığın yarım kalan sözcükler de yetmez anlatacaklarına. Yitip gitm

Yaşamak düşlemektir

15.12.2016 14:44
“İyi veya kötü insan diye bir şey yoktur. İnsanlar iyi veya kötü olmayı düşünceleriyle belirlerler. Neyi düşünüyorsak oyuzdur. Kişinin düşüncesi düşünün rengine boyanmıştır.” William Shakespeare Sen henüz doğmadın ama sen doğmadan senin için seçilen renkler belirlendi, giyeceklerinin ayrım

Takıntı

07.12.2016 17:28
Bazen bir kalem ,bazen bir enstrüman, bazen de bir tuvalle başlayan öyküler vardır. Kimisi yitip gider kimisi yıllarca konuşulur. Şüphesiz ki ortaya çıkan bu öyküler, ya devrine damga vurmuş ya da yıllar sonra anlaşılabilecek harikalıklarıyla, kabuğunda saklı kalmıştır. Hemen hemen her öykü bir takı

Bir çocuğun çığlığı

30.11.2016 14:32
İhsan, 1877’de Beyrut’ta dünyaya gözlerini açan bir vezir kızıdır.  Osmanlı’nın  son dönem ve gözde vezirlerinden olan baba Köse Mehmet Raif Paşa ve kökü Kırım soylarının asil ailelerine dayanan annesi Servet Hanım’ın elit yaşamı, çocuklarının da iyi birer eğitim almasında oldukça etkilidir. İhsa

Ya yazmaya devam edebilselerdi?

24.11.2016 15:50
"Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım." Türk Edebiyatı'nda farklı kategorilerde önemli yerlere sahip olan bir çok ismin bize kattıkları kadar yaşadık