N’oluyor, ayarlarınız mı bozuldu?

Aslıhan Güngörmez 26 Nisan 2016 Salı, 15:18

Yıllar önce söylemişti, yazmıştı rahmetli Duygu Asena; ‘Kadının adı yok!’ Diye…



Çokça yazıldı çizildi; Türkiye’de kadın olmak, kadının toplumsal hayattaki yeri vb. konularda…

Ama ben başka bir şeyden bahsetmek, yine aynı paraleldeki başka bir konuya değinmek istiyorum.

Aslında biraz atarlanmak istiyorum müsaadenizle.

N’oluyor kardeşim? Kadın kısmı, elinin hamuruyla ‘erkek işi’ diye tabir ettiğiniz alanlara girince ayarlarınız mı bozuluyor?

Ki bu ‘erkek işi’ tanımlamasına da çok anlam veremiyorum o da ayrı…

Fiziksel kuvvet gerektiren eylemlere eyvallah, ‘erkek işi’ deyin de, hayat akarken geçtiğimiz yollar, günlük hayatın getirileri nasıl oluyor da kadın işi, erkek işi diye ayrılıyor? Onu bi deyiverin hele bana..!

Mesela;

Siz çalışacaksınız biz evde oturacağız, ya da çalışacaksak bile siz yönetim kademelerinde rol alacaksınız biz altta ezilen, öylesine çalışan, etliye sütlüye karışmayan, söz hakkı ya da karar yetkisi olmayan pozisyonlarda saat dolduracağız???

Siz gezip tozacaksınız biz evde oturup, çekirdek çitleyip, dizi izleyeceğiz???

Siz arkadaşlarınızla erkek erkeğe buluşacak, 'aman sabahlar olmasın' diyecek, şişelerin dibini göreceksiniz. Biz evimizin balkonunda çay içecek, yan komşunun geçen ay aldığı koltuk takımının dedikodusunu yapacağız???

Siz yaz tatilleri, yurtdışı gezileri yapacaksınız… Gezip, görüp, öğrenip, eğleneceksiniz. Biz ancak ya sizinle (yanımızda bizi koruyup kollayacak biri şart!) tatile / yurtdışına gidebileceğiz ya da en fazla Mudanya’da deniz kokusu alabileceğiz???

Kadın kısmı, kızkıza, yanında babası, kocası olmadan… Tatile mi gidermiş? Haşa!

Hele bi de yurtdışına… Tövbe bismillah!

Eğer bir kadın kendi başına birey olma hakkını kullanıp, çalışma hayatında, ülkenin yönetiminde, siyasi hayatta, ekonomi dünyasında, sosyal yaşamda ben de varım diyorsa; Çalışırım, okurum, gezerim, eğlenirim, gecenin bir köründe sokakta olurum, araba kullanırım, gerektiğinde o arabanın patlak lastiğini de değiştiririm, yağ-su bakımlarını da yaparım…

Gerektiğinde matkapla duvar deler, tamirat, tadilat işleri yaparım...

Gerektiğinde makyajımı yapar, incecik topuklu ayakkabımı giyer senin düz yürüyemediğin yolda ben Kuğu Gölü Balesi yaparım..!

Canım istediğinde alkol alır, hatta fazla alkol alır, senin adını bile söylemeyecek hale geldiğin masadan ben dimdik kalkarım..!

Hem çocuğuma mükemmel anne olur, onun tüm bakımını üstlenir, evimi çekip çevirir hem de kendime zaman ayırır, kendime yeterim...

Diyorsa…

Yani senin ‘erkek başına’ yapabildiğin her şeyi, ben ‘kadın başıma’ yapıp, üstüne bir de en az senin kadar mutlu, en az senin kadar başarılı, en az senin kadar kimseye muhtaç olmadan yaşayınca, ayarlarınız bozuluyor değil mi???

Kusura bakmayın ama ben ya da benim gibi bir avuç sayılabilecek ‘birey’ olan kadın, babamızdan-dedemizden böyle gördük.

Ya da isterseniz kusura bakın.

Hiç de umrumda değil..!