SON DAKİKA
Hava Durumu

Zıvanadan çıkan sapkın akademisyenler! Sizden illallah dedik...

Yazının Giriş Tarihi: 28.02.2018 18:29
Aslında başka şey yazayım diyorum. Şöyle siyasi kulis falan mesela. ...Da, yok. Olmuyor. Bu ülkenin gündemi o kadar rezil! Şu çağda konuştuğumuz, uğraştığımız işler o kadar pespaye ki! Bunlar varken; zihnim, ruhum, elim varmıyor kulis, vesaire yazmaya. En son, akademik kariyerli (!) hadsiz bir dangalağın "Bursa ve Çanakkale'deki camileri genelev yaptılar!" diyen zırvasında bırakmıştık bu çapsız gündemi. Şimdi de, yine bir akademisyen (!) var sapkın gündemde! Bu kez de, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde İslam Hukuku Prof.'u olan Faruk Beşer isimli bir tip fena halde şaşarak yoğun bakım servislerine el atmış tvittırdan! Ve Sağlık Bakanı'na soru sormuş: Bu ülkedeki yoğun bakım üniteleri ve yatak sayısının yeterli olup olmadığını değil! O ünitelerde görev yapan başta doktorlar olmak üzere sağlık personelinin yeterli olup olmadığını değil! Sorulması, sorgulanması gereken hiçbir konuyu değil! "O servislerde tedavi gören kadın ve erkek hastalar ayrı ayrı yatırılamaz mı?" Diye sormuş. İlaveten, "kadın hastalara kadın doktor, erkek hastalara da erkek doktor bakamaz mı?" Diye sormuş. *** Hay senin o sakat zihnin kurusun! Hakikaten hastasınız! Her zaman dediğim gibi, uzun yıllardır fevkalade zorlu ve çileli bir şekilde sınanıyoruz. Görüyorum ki bitmedi. Kolay kolay da bitmeyecek. Sanırım bu şaşmış Beşer'in hiç yoğun bakımda yatan hastası, yakını olmamış. Hiç beklememiş o kapılarda. Hiç sabahlamamış. Hiç bir yakınını yoğun bakım servisinde kaybetmemiş! Ailesinden dört kişiyi yoğun bakımda kaybetmiş biri olarak... Oralarda hastası olan insanların yaşayabileceği tüm duyguları, en trajik haliyle tam dörder kere yaşamış biri söylüyorum ki... Bu adam, hakikaten insan değil! Olamamış! Senin, kim bilir hangi gözle, yine hangi hormonunun tetiklemesiyle son derece insanlık dışı bir ruh haliyle yaklaştığın o yoğun bakım servislerinde cinsiyet yoktur! Kadın yoktur, erkek yoktur! Hayata pamuk ipliğiyle bağlı olan ve son derece düşük umutlarla yaşama tutunmaya çalışan, çoğu da komada hastalar vardır. Entübedir çoğu. Yaşam destek ünitelerine bağlıdır. Sana ve senin gibilerine şöyle anlatayım: Yaşamsal fonksiyonlarını kendileri sağlayamaz oradaki hastaların büyük bir çoğunluğu. Kendi kendisine solunum yapamaz mesela. Nefes dahi alamaz senin anlayacağın. Hani sen baktığında kadın ya da erkek görüyorsun ya... Hıh, işte o her yerlerinde hortumlar, kablolar olan, ancak ve ancak makinelere bağlı olarak yaşayabilen o insanlar, mesela şimdi senin gibi arsızların hiç gerek yokken içinize çektiği o havayı dahi alamaz nefes niyetine! Sen mesela, yoğun bakımda hangi alet rutininin dışında ses çıkarttığı vakit, bunun ne anlama geldiğini bilmezsin. Ama yoğun bakım servislerinin önünde hastasının bekleyen insanlar bilir. Bilir ve olduğu yere çökerek beklemeye başlar. Beklerken de göz göze gelir diğer hasta yakınlarıyla. Hangisinin kalbi durdu??? .....??? Sizinkinin mi? Şu genç kadının küçük çocuğunun mu? Günlerdir uykusuzluktan perişan olduğu için karşıdaki duvar dibinde içi geçen yaşlı kadının gencecik evladının mı? Yoksa... İnsanlık tarihinin en trajik göz göze gelişlerinden biridir o... O birkaç dakikada istisnasız herkes, benim değil, senin hastan ölmüş olsun diye dua eder! Bilir çünkü o makineden çıkması gereken rutin sesin değişmesinin ne anlama geldiğini... Bilir ki, içerideki hastalardan biri (daha) ölmüştür! Birazdan şifreli kapı zızzzt diyerek iki yana doğru açılacak, en metanetli görevli, içlerinden birine hastasının öldüğünü açıklayacaktır. Ve senin gibiler... Normal koşullarda, tüm hastalar için şifa dileyen, uman ve bunu samimiyetli isteyen bir insanın, o korkunç birkaç dakika içinde, "lütfen ölen benim yakınım olmasın!" Diye dua etmesinin ne demek olduğunu, bunun insanda sonradan ne büyük suçluluk duygularına ve travmalara sebep olduğunu bilemez. Ve sen... Tam karşında duran bir insan, evladını, anasını, babasını, kardeşini kaybetmişken... O acıyı en derinden gözleyebilirken, içinden, "Çok şükür..." diye dua etmenin ne demek olduğunu bilemezsin. Ve en nihayetinde sıra sana geldiğinde... Bunun nasıl bir şey olduğunu da bilemezsin. Şayet bunu bilseydin. İlla yaşayarak değil, yaşamadan da... Ortalama bir insan kadar o yoğun bakım servislerinin nasıl bir yer olduğunu bilebilseydin. Ortalama bir insan kadar vicdanın ve ahlakın olabilseydi... Oradaki hastaları KADIN ya da ERKEK olarak görebilmene imkan olmazdı. *** İslam Hukuku Prof.'u olmuşsun. Sağlık Bakanı'na sorsana, orada yakını tedavi gören yoksul insanlar, "Git hemen şunu al hastan için" diye ellerine tutuşturulan siparişleri karşılayacak parası olmadığı zaman, olmadığı için ne oluyor? Diye... Bak bunu da benden öğren! Hangi hasta yakınında para varsa, diğer hastanın en mahrem, en şahsi ihtiyacını dahi karşılar. Mesela bir kadın hasta için aldırılan son derece şahsi bir malzeme, gerektiği her vakit, yakınının gücü olmayan bir erkek hasta için de kullanılır. Ya da tam tersi olur. Gördün mü bak? Aslında durum senin bildiğinden, zannettiğinden çok daha vahim! Bırak sen kadının, erkeğin ayrı servislerde tedavi edilmesini, (Hadi senin sapkın bakış açınla gidecek olalım) zihni az biraz daha zorlasan neler neler çıkar o yüksek ahlaklı benliğinden. Yoksul bir hasta yakınının kadın hastasına, yoğun bakımda yatan bir erkek hasta için fazlaca alınmış malzeme en helali hoş haliyle kullanılır! ...Da, sendeki mevzu ne helal ne de haram. Odaklandığın mevzu insanlık ayıbı! Bildiğin yüz karası! Milyon kere yazıklar olsun... Son söz: Sen ve türevlerin yatsın kalksın dua etsin. Dua etsin ki, Allah hiçbir yakınınızı, yoğun bakım servisinde tedavi görecek kadar sınamasın hiçbirinizi. 
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.