SON DAKİKA
Hava Durumu

Oysa kadını, İstanbul Sözleşmesi de yaşatamamıştı! Zira mevzu zihniyet meselesi

Yazının Giriş Tarihi: 22.03.2021 16:43

Oysa kadını, İstanbul Sözleşmesi de yaşatamamıştı!

Zira mevzu zihniyet meselesi


Az sonra yazacaklarımdan hiç kimse, İstanbul Sözleşmesi'ni ve o sözleşmedeki imzamızı geri çekip, sözleşme dışı kalmamızı önemsemediğimi ya da bu durumdan ötürü üzülmediğim sonucunu falan çıkarmasın lütfen.

Niyazım kesinlikle bu değil.

İstanbul Sözleşmesi önemli bir metindir.

Önemli bir niyettir. Önemli bir duruştur.

Şiddeti, lamı cimi olmayan "sıfır tolerans" mantığıyla ele alan çok önemli bir duruştur.

Sıfır tolerans...

"Yok kardeşim... Hiç bir sebeple şiddet uygulamayacaksın. Nokta!"

Diyen...

"Kadın ve erkek, her şartta, her yerde, her şekilde eşittir!"

Diyen...

Hele hele, bizim toprakların en çok arkasına sığındığı "Namus cinayeti" kavramına açıktan dirsek çeken...

Bu kavramı alaşağı eden yaklaşımıyla feodaliteye çok net bir şekilde kafa tutan önemli bir metindir.

Üstüne üstlük, öyle "mıy mıy" değil...

"Ah keşke"li yaklaşıma asla izin vermeyen. Asla uzlaşmaya niyeti olmayan, çatır çatır radikal bir metindir.

Bir kadın olarak, hele ki iki kız evladı annesi olarak böyle bir metne sırtımızı dönmüş olmamız karşısında kohrolmamam fıtratıma baştan aşağı aykırıdır.

Ve fakat, asıl mevzu bu değil.

***

Asıl mevzu zihniyet...

Değişmeyen zihniyet.

Nerede ve neyi imzalarsan imzala, mevcut zihniyetle devam ettiğimiz sürece hiç bir şey değişmez.

İmzayı çekene kadar da değişmedi nitekim.

İmzamız varken de değişmemişti.

Kadınlar öldürüldü. Biz baktık.

Kadınlar katledildi. Üzüldük, kahrolduk. Sövdük, saydık. Ama sonrasında geçip gittik.

Gittik di mi?

Gittik...

İmzamız kalsaydı ne değişirdi?

Bu sabah uyandığımızda, İstanbul Sözleşmesi'ndeki imzamız duruyor olsaydı...

Yarın da dursaydı, sonra da dursaydı. O imza orada öylece kalsaydı...

Ne değişirdi?

......

***

Ha bu arada, yalnız olmadığımızı bilmek bazen-çoğu zaman iyi gelir ya...

Teselli babında yazmış olayım ben de.

İstanbul Sözleşmesi'ne, bilhassa "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" kavramı üzerinden karşı duran, isyan eden ve sözleşmeyi reddeden yalnız bizdeki mütedeyyin kesim değil.

Katolik Kilisesi ve Avrupa'daki sağ muhafazakarlar da aynı sebeplerle, aynı yaklaşımla ve hatta aynı cümlelerle karşı!

Hani, HÜDA PAR "Toplumun temel dinamiklerini yıkar" diyor ya...

Avrupa'daki muhafazakar kesim de aynısını söylüyor.

Hani bizim İslamcı yazarlar, "Bu bir yıkım projesidir" diyor ya...

Avrupa'daki muadilleri de aynı şeyi söylüyor.

Bulgaristan, Slovakya, Letonya, Macaristan, geleneksel aile yapısına bozacak, herkesi eşcinsel yapacak diye sözleşmeye kökten karşı!

Ortak kaygı:

"Bu metin eşcinsel ideolojinin toplumu hedef alan bir manevrasıdır. Yemezler!" Boyutunda.

Bulgaristan Anayasa Mahkemesi, sözleşmeyi anayasasına aykırı buldu.

Polanya, en başından bu yana karşı. Hiç oralı olmadı.

Rusya ve Azerbaycan, aynı gerekçelerle sözleşmenin yüzüne bakmadı.

O ülkeler de, kadına şiddete karşı.

O ülkeler de, kadına yönelik şiddete karşı yasal düzenlemeler yaptı.

O ülkeler de, bu korkunç insanlık ayıbıyla mücadele ediyor.

O ülkeler de, "Eşitlik" diyor.

Tıpkı bizdeki, "Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Yasa" gibi, o ülkeler de benzer yasalarla kadını korumaya çalışıyor.

Sonuçta hiç bir ülke, hiç bir devlet, ideolojisi her ne olursa olsun hiç bir hükümet, şu çağda çıkıp böylesi önemli bir toplumsal vahamet karşısında aksi bir görüş ortaya koyamaz. Bunu kendi toplumuna anlatamaz, izah edemez.

İçlerindeki en samimiyetsizi bile, seçmen tepkisinden çekinir. Yine böyle bir yaklaşım sergileyemez.

***

Pekii mevzu ne?

Mevzu geçmiş.

Mevzu, şanlı ya da şansız mazi...

Çağdaş Batı toplumlarını ya da çağdaş olduğunu ortaya koyduğu için, bi şekilde böyle davranmak durumunda kalan toplumları "Cadı Avı" ndan bugünlere getiren o devasa aydınlanmacı Rönesans ve Reform süreçlerini pas geçen toplumlar, nereye imza atarsa atsın, nereden imzasını çekerse çeksin bu işi başaramaz.

İmkanı yok olmaz.

En azından yakın vadede olmaz.

Kanunla, maddeyle, mevzuatla, imzayla olmaz!

Hiç bir büyük toplumsal dönüşüm, olumlu manadaki değişim mevzuatla olmaz.

***

Bizde hala, (zengininden yoksuluna, okumuşundan okumamışına, toplumun hangi sosyo ekonomik katmanından olursa olsun. Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama) nikah kıyıldığında, gelin kızımız kaldırıp zafer edasıyla sallar o nikah defterini.

Oldu. Başardım. İmzayı attırdım. Aldım!

Evlendim artık. Resmen karısı oldum.

Ben bir adamın, ben şu gördüğünüz adamın resmi hikahlı karısıyım.

Statüm değişti. Güvencelendim. Garantilendim. Payelendim. Seçildim, Dokunulmaz oldum. Önemli oldum.

Diye, o mutlu günde, o nikah akdinin belgesini, o müthiş kazanımı zafer edasıyla alıp eline sallar.

Ne hazin...

Ama gerçekten ne hazin...

***

Samimiyetle itiraf edin.

Biz hala, "Dul kadına" farklı bakarız.

Karşı cinsin farklı bakmasından falan bahsetmiyorum. O fasıl zaten başlı başına fecaat.

Biz kadınlar dahi farklı bakıyoruz hala.

Çoğu, ipe sapa gelmez, iler tutar yanı olmayan, o saçma sapan eşlerimizi, hatta gerçekte hiç ama hiç sevmediğimiz eşlerimizi dahi  "dul kadından" korumaya çalışıyoruz.

Yalan mı?..

İçimizden kaçta kaçı, o biricik, o paşa, o eşi benzeri olmayan aslan parçası oğlunun "dul bir kadınla" evlenmesine razı?

Kaçı maraza çıkarıyor?

Ne dersiniz?..

Biz hala bu toplumda, (cümle de aynen bu sefil halde kuruluyor) "Erkeksiz kadına" ev kiralamak istemiyoruz.

Bir arkadaşım için kriralık ev ararken, bizzat duymuşluğum var bu inanılmaz ve unutulmaz cümleyi.

O gün duyduğumda zıplamıştım. Şimdi yazarken bile zıplıyorum.

"Erkeksiz kadına ev vermem ben!"

Vay vay vay vay...

O yüzden de, ilanlara eşek kadar "Aileye kiralıktır" yazıyoruz.

Beşinci sınıf, sefil, ortalığı ..k götüren mekanlarda dahi, "Aile için yerimiz vardır" yazar bizim buralarda.

İtiraf edin, namusumuzun bir nevi garantörü olan o yere doğru seyirtmeyi hepimiz severiz.

"Aile apartmanları" nasıl da tercih sebebidir.

"Aile muhitleri" nasıl da nezihtir.

Hadi yine itiraf edelim.

"İyi aile kızı" diye muteber bir kavram var mı, yok mu?

Sevgili erkek anneleri yanıtlasın mesela...

Ne dersiniz?

Var mı, yok mu?

Gözünün nuru, o Yaradan'ın lütfu olan nikahlı adamları, biricik eşleri, karısına olan bağlılıklarını ispat etmek için başka kadınlara hasmane davrandığı zaman keyif alan hemcinslerim...

Allaisen itiraf edin, mutlu oluyor musunuz, olmuyor musunuz?..

***

Hasılı...

Bizim için zor.

İstanbul Sözleşmesi'nden imzayı çektiğimiz için değil.

İmzamız varken de, toplumsal eşitliğe asla inanmadığımız için...

İmzalı halimiz, o gelin kızlarımızın, evlilik cüzdanını mutlulukla sallarkenki "nikahı bende artık" cakasına benziyordu.

Şimdiki halimiz, cakası düşük... Sönük.

***

Bana göre bütün mevzu bundan ibaret.

Yolumuz çok ama çok uzun.

Eşitliğe falan inanmıyoruz.

Sadece, eşit olmadıklmarımız tarafından hor görülmek istemiyoruz.

Eşit olmadıklarımız, bizi dövsünler, öldürsünler istemiyoruz.

O kadar.

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.