SON DAKİKA
Hava Durumu

Osmangazi'nin Kılık Kıyafet Genelgesi Ve Kestel'in Sefil Kaçakları!

Yazının Giriş Tarihi: 14.01.2022 13:32

Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Beytullah Seferler imzalı "Kılık Kıyafet Genelgesi'ni basından öğrenip, "n'ooluyoruz?" Diyenlerden ve celallenenlerden biriyim. 
Hele ki ilk madde kadın personele hitaben olup, "yaka açık olmamalı, kolu şöyle olmalı, etek boyu böyle olmalı"yı görünce harbiden canım sıkıldı.

Bursa Kız Lisesi mezunu bir fani olarak endişelendim, darlandım, işkillendim. 
Muhtemeldir ki, iler tutar yanı olmayan şekilci yasaklara isyanım o dönemlerden kalma. Daha doğrusu, o dönemde layığınca isyan edememekten kalma. 
Çok şükür ki, şimdilerde çocukları, gençleri bizlerin dönemine oranla çok daha özgür bırakıyorlar. 
"Saçındı, başındı, eteğinin boyuydu" falan diye ömürlerini yiyemiyorlar.
Hem gençler izin vermiyor. Hem de anne babalar buna yol vermemeye çalışıyor.
Ama bizlerinkini yediler, hem de üzerimizde tepinerek! (Düşünüyorum da, ne şekilsiz, ne kara, ne hazin zamanlarmış.) 
Genç kız olmuşuz, suçmuş gibi fitil fitil burnumuzdan getirdiler. 
Etek boyu dizin bilmem ne kadar altında olacak! Altında herrr şartta koyu siyah çorap, ayağında da mutlaka siyah ayakkabı!  
Saçlar Kınalı Yapıncak misali iki örgü... Gevşek falan da değil, sımsıkı.

"Başın önünde, ama alnın daima dik yürüyeceksin!" (Var mı böyle fiziken olanaksız bir saçmalık? Vardı!)
Perçem yok, renkli toka yok. Açıldı yok, saçıldı yok. 
Aksi halde, müdür yardımcımız Ruhi Bey o saçları kesecek! (Dedim ya, tam Kınalı Yapıncak...)

Okul gri, sen siyah, insanlar despot!
Niye?.. 
Neden?..
Şöyle ağız dolusu soramadık tabii o zamanlar... (Ama binlerce kere disiplinlik olma ve mimlenme pahasına da olsa,  her fırsatta bildiğimizi okuduk. Lise son sınıfın, okulun son saatine gelen tüm matematik derslerine, kahkülüme taktığım bigüdi ile girdim...)
O gün bugündür, hangi otorite bahse konu olursa olsun, iler tutar yanı olmayan yasaklar oldu mu darlanırım ben. 
Şu hayattaki en kıymetli kelime, ennn muhteşem soru şahlanır zihnimde: 
Neden?..
O vakitler Ruhi Hoca'ya soramadığımı, Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar'a sordum. 
Mustafa Dündar da söze, "elemizde mezura, etek boyu ölçeceğiz bundan sonra" diyerek ironiyle başladı. 
Sonrasında da (Soru-yanıt şeklinde devam etmemek için kendi sorularımı devre dışı bırakarak aktarıyorum) anlattı.
" Vallahi genelgeyi ben de sonradan görüp okudum. 
Şimdi durum şu, belediyemiz çalışanlarının (bazıları) arasında fazla serbestlik olmuş. (Erkek personelden bahisle) yaka bağır açık, kravat falan yok, ağı neredeyse yere değen şalvar model kotlar, hatta yırtık kotlar... (Bu arada, çok ilginç... Yırtık kot daha da pahalıymış. Onu da yeni öğrendim...) Tıraş yok. Sakal tıraşı yok... Bu arada, kimsenin sakalına karıştığımız da yok. Ama derbeder sakalı gibi gelenler olmuş. 
Ve belediyeye vatandaşlardan şikayet gelmiş. Oysa bir kamu kurumunda vatandaşın karşısına nasıl çıkalacağı bellidir. İş yeri disiplini vardır. Bunun dışında bir görünüm sergileyemezsiniz."
Mustafa Dündar, ekseriyetye (şikayet o yönden geldiği için) erkek personelin giyiminden, tavrından bahsediyor. Bense konuyu kadın çalışanların etek boyuna getirmeye çalışıyorum. 
Sonunda dayanamadı. 
" Özlem Hanım... Kış günü, bu soğukta kimsenin kısa falan giydiği yok! Herkes kat kat sımsıkı giyiniyor zaten. Konunun etek boyu ile ilgisi dahi yok. Tüm mesele bir kamu dairesinde nasıl giyinilmesi gerektiği ile ilgili. Bizim kadın personelin giyimiyle kuşamıyla ilgili bir sıkıntımız yok. Vatandaştan gelen şikayet doğrultusunda, daha ziyade erkek personelle ilgili bir düzenleme söz konusu. Üstelik, ben de genelgeyi yayınlandıktan sonra okudum."

***
Çok uzun zamandır tanıdığım bir siyasi olan Mustafa Dündar'ı samimi buldum. Öyle derin taassup içinde olan bir isim değil. Kaç-göç insanlardan değil. Yasakçı hiç değil.
Kadın personelin etek boyuna takacağına, taktıracağına ihtimal vermiyorum. 
Üstelik, o belediyede çalışan pek çok kadın arkadaşım var. Hem gayet güzel, hem de alımlı kadınlar. 
Kimilerini, "yine ne güzel olmuş" diyerek...
Kimilerini de, "iştahlı da oysa, bu kadın niye hiç kilo almaz be kardeşim?" Diye darlanarak sosyal medyalardan takipteyim. 
Saçlar, başlar, giyim, kuşam felan... Kendi halime bakınca çok hayıflandığım olmuştur.
Hasılı...
Temel mesele kamu çalışanı olmak. 
Kamunun kuralları, kamu nizamı, kamu ölçüsü, biçimi, hali, tavrı diye (bana göre son derece itici) bir realite var. (Maalesef...)
Ben hala kızlarıma, bizim lise yıllarında çektiğimiz eziyeti, "Düşünün ki, 17 yaşında gencecik kızlarız. Etek boyumuz vergi dairesi müdiresi gibi olmak zorundaydı" diye anlatırım.
Onlar da bana, sanki birden bire İbranice konuşmaya başlamışım gibi bakar.
....!!!

Kestel'in Akıllara Zarar Kaçakları!

Öncelikle ilk cümle, Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır'la yaptığım ve fena ses getiren (bunu da sırf pislik olsun diye vurguluyorum) röportajı kelimesi kelimesine alan-çalan tüm meslektaşlarıma gelsin. 
Bu yaptığınız racona fevkalade ters bir iştir. 
Ancak, raconu da zaten herkes kesemez!
Röportajda ne yazıldı, Önder Tanır ne dedi uzun uzadıya anlatmaya lüzum yok. Hedef kitle zaten döne döne okudu. 
Buna rağmen özetle şöyle:
Birincisi:
Kestel'de ciddi bir kaçak yapılaşma var. Kimi parasına, kimi partisine, kimi de (Görülen  lüzum üzerine bonkörce sevdiği) basınına felan güvenip kaçağı dikmiş!
Yapmayacaksın kardeşim.
Kaçak yapı yapmayacaksın. Yeşil alanı, SİT alanını, ormanı falan haklamayacaksın. Kışlığın ayrıyken, yazın da ferah feza, efil efil sefa süreriz diye kamu hakkına çökmeyeceksin.
Bu arada, (rahmet olsun şehidimize... Gelişmeler her ne olursa olsun, o kıymetlidir o yaşında gittiği için) "Şehit Evi" olarak lanse edilen, üç katlı yazlık konağı gördüm, 
Bu ülkenin, "sıvasız şehit evlerini" betimleyip kendi kendimi kahretmeyi asla istemediğim için uzatmayacağım.
Kıymetli okur...
Kestel'de şehidin abisine ait olduğu söylenen, (ormandan da az bir şey yontan) bahçe içinde üç katlı, son derece şık ve güzel bir konak var. 
Evet... O ailenin bir şehidi var. O ailenin asla hürmetsizlik edilemez bir şehidi ve acısı var. 
Ancak, orası bir şehit evi değil. Orası, şehidin abisinin olduğu söylenilen gayet güzel bir yazlık kaçak ev! (Gözümle gördüm. Çok kesin bilgi...)
Diğerlerine gelince...
Bu ülkede, çoğu zaman, "Konu yargıda zaten. O yüzden konuşmak istemiyorum" Diyenin bir halt etmişliği, bir kaçak güreşesi olduğuna inanırım.
Yargıda demek... "Ağzımı bıçak açmaz" anlamına gelmez çünkü. 
Mavradır o...
Kestel'de de yargıda olan bazı kaçak yapılar var. 
Konu, başka sefil hallerden ötürü de yargıda.
Ancak, kaçak mı? Kaçak!
Konu yargıda, ancak bina kaçak!
Yargı elbette yargıya varacak. Ancak binanın kacak olduğu bir vakıa!
Ve fakat, benim o röportajda, en çok dikkatimi çeken konulardan biri, tam 10 yıl boyunca belediyenin alt katında işlettiği çay bahçesinde elektiriği kaçak kullanan insanlar oldu.
Nasıl yani? Deyip durdum.
Sonra, Lodos'a zamlı tarifeden elektrik faturası geldi. Delirdim. 
Zamsızıyla başa çıkamıyorken, zamlısı ezip geçti. Delirdim...
Ödenmez dedim. Ödeyemem dedim. Bunu ödesem, bir sonrakini kabil değil ödeyemem dedim. 
Lodos'un tüm elektrik aksamına katil görmüş gibi baktım! Hepsinden nefret ettim.
Sonra yine aklıma geldi. Adamlar tam 10 yıl boyunca elektrik faturası ödememiş!
Tam 10 yıl elektirik faturası ödememiş! (Allah'ını seven hesaplasın...) 

Derken...
Ben zamlı gelen elektrik faturasıyla kavga ederken, yeni bir bilgi geldi.
Ki, akıllara zarar!
Adamlar, tam 10 yıl boyunca meğer doğalgaz faturası da ödememiş!
10 yıl boyunca, yemiş içmiş, yedirmiş, içirmiş, aydınlatmış, ısınmış, ısıtmış, etmiş...
Ve fakat bir kuruş ödememiş!

Yazıklar olsun.
Bu çok büyük hırsızlık!
Bu büyük çalmak!
Bu kamu kaynaklarından, yani vatandaştan çalmak!
Bu sistemli ve düzenli olarak, hiç utanmadan çalmak.
Tam 10 yıl boyunca çalmak...
Çaldıkça çalmak...
Çaldıkça daha çok çalmak!
Çalmanın verdiği toplum düşmanı bir hazla çalmak!
Çoluk çocuğunuz vardır diye, yükselmekten korkuyorum.
Ancak, mümkünse şayet, sadece ve sadece size, o Lodos'a gelen faturaları gördükçe yaşadığım stresi yar etmek istemiyorum.
Siz utanmadıkça, hen bem utanıyorum, hem de kendimi çok daha fazla salak hissediyorum!


Yazarın notu:
Röportaj yayınlandıktan sonra arayan İYİ Parti İl Başkanı Selçuk Türkoğlu, aradı. AK Parti'den İYİ Parti'ye geçen ve hakkında kaçak yapı ve suistimal talebine ilişkin iddia olan siyasilerle ilgili, yayın yapılana kadar bilgi sahibi olmadığını,  yargı kararını beklediğini ve yargı kararının ardından gereğini yapacağını söyledi. 
CHP'li üyelerle ilgili ciddi iddialar vardı. İsmet Karaca, tam tahmin ettiğim gibi hiç oralı olmadı. 
Üç Fidan Anıtı'nın olduğu parka, kaçak kafe-rant diken bir belediyenin il başkanı olarak, umursamadı zaar... (Ben de çok görmedim İsmet'in tavrını.)

YAZARIN DİĞER YAZILARI