SON DAKİKA
Hava Durumu

Lokal ölümlüdür! Sen, paramparça ettiğin örgüt bilincini hatırla ÇGD

Yazının Giriş Tarihi: 18.11.2021 14:34

ÇGD'nin gerçekte nasıl bir yapı olduğunu ilk idrakim, tokat gibi çok can yakıcı olmuştu!
Bundan tam 20 yıl önce...
Kızlar yeni doğmuş. Üstelik de erken doğmuş. Bense ne yapacağımı bilemez bir halde neredeyse onlarla birlikte 24 saat boyunca ağlıyordum. 
Bırakın ikiz bebek bakabilmeyi, bebek nasıl tutulur onu dahi bilmeyen, her sabah soluğu yeni bir çocuk doktorunda alan, feleği şaşmış, zırıl zırıl bir perişan anne... 
İşte tam da o günlerde geldi haber: 
"Aidatını ödemediğin için ÇGD üyeliğinden atıldın!!!"
Hadi lan ordan! 
Üyeniz yeni doğum yapmış. Arayan yok, soran yok. "İyi misin? Öldün mü, kaldın mı? Bir şeye ihtiyacın var mı?" Diyen yok.
"ÜÇ KURUŞ" aidatı ödemediğim için sefil bir zihniyetin en mekanik ses tonuyla tebliğ edildi dernek üyeliğinden atıldığım. 
Hoş, günün koşullarında çok da umurumda olamadı. Değil, ÇGD üyeliğinden atılmak, vatandaşlıktan çıkarılsam, dönüp dert edibelecek halim yok.
Sonraları, az bir şey insani yaşam koşullarına dönebilince dank etti bu yapılan... 
Ve dank ettikçe de dert oldu!
Üstelik, sadece ben de değildim. Benim gibi bir çok meslektaşım, aynı sebeple ve benzer yöntemle atılmıştı üyelikten.
Onlara da sorulmamıştı, "Biz şimdi seni aidatını ödemediğin için dernek üyeliğinden atıyoruz ya... Sahi sen niye ödemedin aidatını? Ödemedin mi? Yoksa ödeyemedin mi? Başında bir iş mi var? Ortada mısın? Çaresiz misin? Parasız mısın?.." Diye...
Kimseye sorulmadan, hepimiz atılmıştık Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi'nin üyeliğinden...
Oysa örgütlülük bu değildi. Örgütlülük çoğalmaktan geçerken, ÇGD azalmayı, azalırken de tarumar etmeyi seçmişti!
Ben de, tıpkı diğer bir çok meslektaşım gibi çıkardım ÇGD'yi hayatımdan, gönlümden, gündemimden... Örgütlülük bilinciyle hareket etmeyi bilmeyen, üyelik aidatını bir nevi apartman aidatı mantığıyla toplayan, toplayamayınca da acımasızca üye biçen, yok eden bir derneği umursamam dahi söz konusu olamazdı. 
Uzun yıllar olmadı da...
Derken, bundan bir kaç yıl önce, Gazeteci Yüksel Baysal ikna etti derneğe yeniden üye olmam için. Dönemin yanlışlarının farkına varıldığını ve artık örgütlülük bilinciyle hareket edildiğini falan anlattı. Allah için de güzel anlattı. Yeniden inandım (demek ki şuursuz bir anımda) ve form doldurup üye oldum.
Ancak kısa bir süre sonra bu kez en kesin haliyle DANK etti ki, orası gazetecilik mesleğinde emek veren insanları kapsayan, kapsamaya niyeti olan ve bir meslek örgütü değildi. 
Dar kadrocu bir anlayışa sahipti. Daralmaktan ve daraldıkça da dışarıda kalanlara karşı agresifleşmekten keyif alan bir yapıydı bana göre.

Ve asla bir değişim söz konusu olamayacaktı. (Şahsi gerekçelerimi her seferinde uzun uzadıya yazmak istemediğim için bu kez pas geçiyorum) İkinci idrak asla ilki gibi olmadı. Bu kez hiç canım yanmadı. Hayal kırıklığı falan da yaşamadan, tepem attığı gibi sosyal medya yoluyla istifa ettim ÇGD'den. 
Ondan sonra da, serbest gezen tavuk misali olmayı seçtim. Yok örgüt mörgüt. Örgüt olmaya niyet olmadığı gibi, örgütlülük bilinci diye bir kavram yok.

Netekim, yıllar zarfında beni hiç yanıltmadı ÇGD Bursa Şubesi.
Onlarca meslektaşım, çalıştıkları kurumlarca kapının önüne konuldu!
Ses çıkmadı ÇGD'den. İki paragraftan ibaret, laf olsun diye yalandan yapılmış "Hay Allah! Ne de fena oldu" türünden açıklamaları bir meslek örgütünün koyması gereken tepki olarak kabul etmediğim için böyle yazıyorum.

Evet... Bu kentte onlarca gazeteci iler tutar yanı olmayan sebeplerle işinden oldu. ÇGD ortada yoktu!
Olay TV ve Olay FM ÇAT diye kontak kapattı!

ÇGD ortada yoktu! (Bu arada, tamemen kişisel ilişkilerden ötürü Olay Medya dokunulmazlık sahibidir ÇGD Yönetimi'nin nazarında. Onlarca kişiyi işten çıkarmışlar, insanlar çaresiz perişan kalmış. Kimin umurunda? Yeter ki, bireysel ilişkiler zarar görmesin...)
O sürecin birebir şahidiyiz. ÇGD, işsiz kalan Olay mağdurlarının yanından dahi geçmedi.
Yazıklar olsun!

***
Hasılı, ÇGD Bursa Şubesi aslında çok uzun zamandır yoktu.  
Meslektaşlarının yanında yoktu, zor günlerinde yoktu, işsiz kalışlarında yoktu, haksız kovuluşlarında yoktu.
Çocukları olduğunda yoktu, yakınları öldüğünde yoktu. Hastalıkta yoktu, umutsuzlukta yoktu.
30 yıla yaklaşan meslek yaşamımda dönüp geri bakıyorum da, Bursa'da ÇGD diye bir gazetecilik meslek örgütü bana göre zaten yoktu!
Mesleğe, envai çeşit kolpacısı, dolandırıcısı, şantajcısı, edepsizi dadanırken ve envai çeşit rezillik yaşanırken yoktu mesela.
Meslektaşları haksızlığa ve hatta hakarete uğrarken yoktu.
Gazetecilik adı altında, tarih boyunca görülmemiş kepazelikler yaşanırken, itibar cellatlığı yapılırken ÇGD yine yoktu. Hiç yoktu!

***
Ne vardı onun yerine?
Yalnızca ve yalnızca birbirleriyle ve bazı yapılarla olmak isteyen...
Yalnızca ve yalnızca o dar, hatta dapdar kadrodaki birbirlerini seven, birbirlerini kollayan, geriye kalan herkese (icabında nefret diliyle yazılmış) tuhaf metinlerle had bildiren, ötekileştiren, itibarsızlaştıran...
Yönetimi, hanedanlığı andıran bir mantıkla birbirlerine, hep aynı birilerine devreden üstenci ve kibirli bir yapı vardı.  
Bir tek onlar evrenseldi, çağdaştı, demokrattı, namusluydu, onurluydu, oydu, buydu...
Geriye kalan herkes tetikçiydi, satılmıştı, ahlaksızdı, itibarsızdı ve daha neler neler...
İlginç olansa, bizler ÇGD'yi gerçek satılıklara ve ahlaksızlara karşı mücadele ederken hiç ama hiç görmedik.
Hatta bizler, ÇGD'yi Bursa'da tek bir yaralı parmağa temas ederken dahi görmedik.

***
Gelelim, "Gazetecilerin evi" olarak lanse ettiğiniz Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi'nin Kültür Park içindeki lokali ile ilgili alınan yıkım kararına...
Yıkım kararından önce lokale gelelim.
O lokal, Bursa'daki hangi gazetecilerin evidir?..
Bakın bence en önemli soru budur. 
O lokal, bu kentte gazetecilik mesleğine emek vermiş hangi gazetecilerin evidir?
Bu kentteki kaç gazeteci, o lokali evi olarak görmektedir? 
Ya da, o lokal hangi gazetecilere bağrını açmıştır?
Kimse kimseyi salak yerine koymasın. Orası, çok uzun yıllardır bal gibi, kapı gibi bir ticarethanedir! Ticaret yapan bir mekandır. 
Tıpkı Kültür Park içindeki muadilleri gibi... Faraza Yusuf Restoran gibi...

İnsanlar oraya parası varsa, parasıyla gider, yer içer, müzik dinler falan. 
O lokal, dernek yönetimi tarafından yıllar yılı farklı işletmecilere, "işlet de para kazan, oradan da payımı ver" denilerek ticaret yapsın diye verilmiş bir mekandır.
Bal gibi, kapı bir bir tecarethane, ne zamandır "evrensel gazetecilerin evi" oluyor?
O ticarethaneye, son on-onbeş yıldır Bursa'daki kaç basın emekçisi geldi?
Kaçı, "evimizdir" diye kapısından içeri adım attı?
Bursa dediğin, sonuçta herkesin birbirini bildiği bir yerdir. 
Üstelik, ev nedir? Ticarethane nedir? Parasıyla yenilip, içilen restoran nedir? Bunu da iyi kötü herkes de bilir. 

***
Ancak tabii herkesin bilmediği şeyler de var.
Misal, o lokalin ticari işleyişi nedir? Nasıldır? Bunun çok da bilinmediğini düşünüyorum.
Örneğin, dernek belediyeye yer kirası olarak ayda kaç lira ödemektedir?
Aynı dernek, lokal işletmecisinden ayda kaç lira almaktadır?
Faraza, ben üyeniz olmadan, haddimi aşmış bir gazeteci olarak bunu soruyor olayım. Hani orası "evrensel ve çağdaş gazetecilerin evi" ya... Bu kadar yüce sıfatı önüne katmış bir mekan, ister istemez ilgi çekiyor.
Paran varsa gidebildiğin, paran kadar yiyip içebildiğin o ev... Bir kısım gazeteciye yuva olabilsin diye ne tür ticari süreçlerden geçiyor?
Ev sahibi (Belediye) dernekten kaç para kira alıyor? Dernek gazetecilerin evini işletmeciye ayda kaç liraya kiraya veriyor? (Derneğin Belediye'ye ayda yalnızca iki bin lira kira ödediğinden bahis var! Doğru mu?..)
Oradaki ticari süreç ne boyutta işliyor?
Derneğin elde ettiği gelir, gazetecilik mesleğinin evrensel ve çağdaş koşullarda gelişebilmesi, yaşayabilmesi adına ne tür bir dağılım gösteriyor?

***
İşin özü şudur:
ÇGD Bursa'da o kadar çok insan ögüttü ki...
O kadar çok gazeteci, basın emekçisini öteledi ki...
ÇGD, Bursa'da o kadar dar bir alandaki kısa paslaşmalarla yol aldı ki...
Bugün gelinen noktada, derneğin kar amaçlı ticarethane olarak işlettirdiği o lokale-restorana sahip çıkanların yer aldığı kareye ibret ve hayretle bakıyoruz.
Ben ÇGD'nin, anlaştığı kar amaçlı işletmecisinin, daha da fazla kar elde etsin diye çalıştırmayı istediği o restorana sahip çıkmam!
Bu kentteki pek çok gazeteci de sahip çıkrmaz. 
Orası, geçmişte olduğu gibi, kuruluş amacıyla doğru orantılı olarak "gazetecilerin evi" falan değildir.
Totelde bakacak olursak, aynı dar kadronun gelip gittiği, gazetecilerin hatırı sayılır bir bölümünün ise yanından dahi geçmediği kar amaçlı ticarethanedir. 
Bu haliyle de konunun, evrensellikle, çağdaşlıkla falan uzaktan yakından ilgisi yoktur.
İlaveten de, (Basın açıklamanızdan hareketle sormuş olayım) sesiniz niye kısılmak isteniyor ki?
Gazetecilik ne zamandan beri mekanla sınırladı sesini?
Daha neler!
Bizi kovdular. Susmadık.
İşsiz, mekansız kaldık. Yine susmadık. 
Umutsuz, yarınsız kaldık. Yine susmadık. 

Ve fakat siz, o mekanda bile haksızlıklara karşı o kadar çok sustunuz ki...
Ve fakat siz, o mekanda suspus yolunuza bakarken, bu kentteki gazeteciler maddi-manevi o kadar çok bedel ödedi ki...
Vesileyle, şimdi geçiniz o edebiyatı...

Yazarın Notu:
Meslektaşımın anısı ve geride bıraktığı yakınları hırpalanmasın diye üzeri kapalı yazacağım. Lakin, anlayan anlar. 
ÇGD'nin Kadın Başkanı Rabia Deniz...
Kanserden hayatını kaybeden bir kadın meslektaşımızın son zamanlarında O'na manen hayatı zindan eden...
O'nu ve ailesini alabildiğine kahreden ve o kadın gazetecinin ölümünden kısa bir süre önce çaresizce "İllallah" diyerek uzaklaştırma kararı almak zorunda kaldığı bir isim var,  hak-hukuk temalı basın toplantınızdan yansıyan bütün karelerde...
Senin en dibinde!
İçine sindiyse yazıklar olsun! 
Zira, gerçeği bilenler olarak bizler bir kere daha kahrolduk.

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.