SON DAKİKA
Hava Durumu

Külliye Muharrem İnce'yi iç savaşla tehdit etmeyeydi iyiydi...

Yazının Giriş Tarihi: 29.06.2018 17:43

AK Partili dönemin ilk yıllarındaki seçimlerde işimiz, bu partiye oy veren yüzde 50'yi kovalamaktı.

"Madem her iki kişiden biri AK Parti'ye oy verdi. E ben vermediğime göre sen verdin o zaman" lı geyiklerle geçti ömrümüz.

Tabii bu geyikleri de kendi mahallemizdeki insanlarla çevirdiğimiz için kimseyi sobeleme şansımız olmuyordu.

Ardından, "makarna-kömür" dalına tutunduk hep birlikte.

"Nesini açıklayacaksın kardeşim! Adam millete makarna-kömür dağıta dağıta götürdü oyları."

Hatırı sayılır bir süreyi de bu sadaka ruhlu söylemin konforuyla geçirdik.

"Erdoğan nasıl aldı bu seçimi?"

"Nasıl olacak, makarna kömür dağıtarak!"

AK Parti seçim aldıkça darlanıyor,

Sebep sonuç ilişkisi kurmak işimize gelmediği için de hiç oralı olmuyor,

Sonucu rasyonalize ederek katlanılabilir hale getirebilmek için (Mesnetli-mesnetsiz) bulabildiğimiz tüm argümanlara koala gibi sarılıyorduk.

Derken, "FETÖ yöntemleri" ile oyların çalındığını, sistemde her türlü haltın döndürüldüğünü keşfettik.

Ki, bu yeni keşif bizi sağlamından beş altı seçim kadar idare etti.

O da tavsamaya başlayınca, vatan sathının en büyük keşiflerinden birine imza attık.

Bu halk CAHİLDİ!

E AK Parti'ye oy verenlerin ekserisi zaten CAHİLDİ!

Artık karşımızda, başa çıkılması gereken yüzde 50'lik bir CAHİL seçmen gerçeği vardı.

İşte tam da o günlerde, AVM kitapçılarının satış oranlarına ilişkin grafikler, haritalar imdada yetişti:
"İşte AKP'ye en yüksek oyu veren illerin kitap okuma oranları!"

Baktık ki haritalar gerçekten haklı.

Nerede AK Parti yüksek oy almış. Orası okumuyor.

Nerede az oy almış, kitap satış oranı cayır cayır.

Bu kez sorumlu, belgesiyle, grafiğiyle, haritasıyla tescillenmiş oldu.

Biz okur yazar tayfanın umutlarını yok edenler bu ülkenin kitap okumayan CAHİLLERİYDİ!

Zaten Sözcü Gazetesi de, yine bir seçim günü yayınladığı o eşsiz manşetiyle oy kullanmaya giderken beyninizi de götürün diyerek, potansiyel AK Parti seçmeninin ne derece "beyinsiz" olduğunu basın tarihine geçecek şekilde ortaya koymuş,

Bu ülkenin seçimleri artık yine o dönemlerin en çok kullanılan argumanı gereğince bir zeka testi olarak ilan edilmişti.

Artık seçimlerde, siyasi partiler değil, kültürlülerle, cahiller çarpışıyordu.

Okuyanlarla, okumayanlar...

Beyinlilerle, beyinsizler...

Ve işte ne yaparsak yapalım.

Ne kadar anlatırsak anlatalım.

Yok!

Bir türlü olmuyordu.

"O cahil halka", yaptığının ne denli cahilce bir şey olduğunu anlatabilmek kabil değildi.

Adı üzerinde:

Cahildi...

Ve cahilliklerinden ötürü bizlerin erişik olduğu mertebeye ulaşabilmeleri imkan dahilinde görünmüyordu.

Her seçimde yine cahil cahil oylar veriyor. AK Parti'yi yine getirip tepemize dikiyorlardı.

İçimizden (tuzu kuru olan) epeycesi, her seferinde bu cahil halka yenilmek ve bu yenilginin acısıyla yaşamak yerine, tası tarafı topladığı gibi Güney sahillerine göç etti.

Yine benzer ekonomik seviyedeki bir başka kısmı, "bu ülkede yaşanmaz" deyip çoluğu çocuğu kaptığı gibi yurtdışına gitti.

Kalan sağlar haritalardan yer, ülke baktı.

Gidenler kalanlara acıdı.

Kalanlar cahil halka...

Anlayacağınız, epey bir dönem de işte bu aydınlanma mücadelesi ile geçti.

Her seferinde karanlık aydınlığı boğdu!

Her seferinde çok kitap okuyanlar, eline kitap almamış olanlara...

Her seferinde entelektüeller kara cahillere yenildi.

Derken...

24 Haziran seçimleri geldi o dehşet "DİP DALGASIYLA."

...Da,

"Dalga denizde olur" hesabı...

Bahsi geçen dip dalga da yalnızca ve yalnızca yine bizim mahallenin feysinde, tivitırında felan dönüyor, "Tamam" diyenler, "Devam" diyenlere felaket tur bindiriyordu.

Döndüren de bizatihi Silikon Vadisi'ydi.

Aksini söylemeye kalkışan kalleşti!

Satılmıştı!

Düşmandı!

Kripto AKP'liydi!

Ve tabii bir de tüm zamanlarda cepte olduğu üzere cahil ve beyinsiz!

***

Misal, şu seçim döneminde bendeniz, mesleğimi icra etmeye çaşılırken bu sıfatların istisnasız her biriyle onlarca kez müşerref oldum.

Muharrem İnce, bundan böyle CHP'nin potansiyel ve güçlü Genel Başkan Adayı'dır dedim.

Eş, dost dahil (sözde) kendi mahallem demediğini bırakmadı.

"Arkadaşlar... Bahsini ettiğiniz dip dalganın toplumda sandığa yansıyacak ölçekte bir karşılığı yok. O dediğiniz dalga sosyal medyada köpürüyor" dedim.

İşitmediğim kalmadı.

"Seçim ilk turda biter" dedim.

Satılmış olmakla, "kripto AKP'lilikle" suçlandım.

Aklım, fikrim ve harbiden de bir tutamdan ibaret zekam zaten daima kantarlarına çıkarılmıştı ancak, bu kez işin içine "sola ihanet" gibi zübük işi bir kavram ilave edildi.

Pekii, onlara göre benim ihanet ettiğim sol neydi?

Partinin başına geldiği günden bu yana her seçimde yenilen ve her yenilginin ardından kameraların karşısına geçip, "Bakmayın siz hükümeti onların kurduğuna. Aslında biz başarılıyız" diyen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun anlattıklarına itibar edemiyor oluşumdu.

CHP'lilerle birlikte elde çelenk, anıt anıt gezmiyor oluşumdu. (Bu seçim süresince ben bunun için bildiğiniz fırça yedim! İyi mi? "Hem anıta çelenk koymaya gelme! Hem de .....!!!" E ben en son bir anıta çelenk koyma törenine zorunlu iştirak ettiğimde ilkokul öğrencisiydim. Ondan sonra da vaziyet irademe kaldığı için anıt anıt gezip çelenk koymadım. Koymiycam kardeşim.)

Sonracığıma...

CHP'ye, hele mevcut CHP'ye hiç de bayılmadığım için canhıraş bir şekilde destek vermiyor oluşum...

Hatta ve hatta (bre hadsiz olaraktan) eleştiriyor oluşum...

Ve tüm diğer delilerin ışığında, seçim süresince, seçim gecesi de dahil duymadığım, işitmediğim şey kalmadı.

Bu arada yazı, yazı olmaktan çıktı. Direk altın günü gıybetine döndü.

***

Seçim gecesi demişken...

Hayatımda bu kadar darlandığım bir başka seçim gecesi olmamıştır.

Sonuç veriyoruz. Kabahat!

Haber yapıyoruz. İhanet!

Onuncu köy dahi dar edilmiş vaziyette. Zira bizim mahalleye "gerçekte neye hizmet ettiğimizi" anlatmakla ve anlattığımıza da inandırmakla mükellefiz.

Yahu neye hizmet edeceğiz?

Ahir ömür gelmiş yarım yüzyıla dayanmış.

Meslekte geçen ömür çeyrek yüzyılı devirmiş.

Sadece ve sadece habercilik, gazetecilik yapmaya çalışıyoruz.

Bunu yaparken de tek suçumuz, gönlümüzden geçeni ya da canımızın istediğini değil de, gerçekleri aktarmak zorunda oluşumuz.

"Kim kazandı?

Falanca...

Ne kadar oy aldı?

Şu kadar...

Şimde nerede?

Balkonda...

Vay be! Sen harbiden satılmışsın!"

***

Meğer tam da o sıralarda...

Birtakım albaylar sen kalk, aslında seçimin gerçek galibi Muharrem İnce ve karısını kaçırıp Külliye'ye hapset. Üzerine ne içsavaşla tehdit et.

Yetmesin...

CHP Sözcüsü fevkalade sorumsuz insan Bülent Tezcan girsin devreye. Gerçeği ve yalnızca gerçeği söyleyerek, "seçim ikinci tura kaldı" desin.

Buyur buradan dellen.

Halk TV ayrı telden çalsın. Sözcü kafası tamamen conta yaksın! Bir kısım sosyal medya tamamen zıvanadan çıksın.

Olan, yine gerçeklerin peşindeki gazetecilere olsun.

***

Ve final....

O aynı kafa şimdi de "Keltoşun tehdidiyle" avunma-vaziyeti kendisini incitmeyek şekilde rasyonalize etme çabasında.

Hani şu, Muharrem İnce'ye onlarca kameranın önünde, "seçim sonucunda biz kaybettik, onlar kazandı demezsen Recep Tayyip Erdoğan seni de, ülkeyi de ....!!!" diyen keltoş...

Şimdilerde herkesler oturmuş, içsavaş tehdidini onlarca kameranın önünde Muharrem İnce'ye iletip, O'nu seçim sonucunu farklı ilan etmeye mecbur bırakan keltoşun dudaklarını okumanın derdinde...

Ya...

Ahhhh. Ah...

*

Özetleyecek olursak...

Bu yazının tuşlanlandığı saatlerde son durum şudur:

Gerçekte seçimin galibi, aldığı oylarla Recep Tayyip Erdoğan'ı geride bırakan Muharrem İnce'dir.

Bu gerçeğin ilanına o "Keltoş" engel olmuştur.

İçsavaş tehdidi karşısında ülkesini düşünen Muharrem İnce, gerçekte aldığı-kazandığı seçimden vazgeçmek zorunda kalmış, kendisini il gezilerine vurmuştur.

Bendenizin nazarında paranoid hezeyandan bir adım ötesi olmayan bu teze inanmayanlar da zaten ya satılmıştır, ya da beyinsiz!

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.