SON DAKİKA
Hava Durumu

Eyyy... Sonradan görme kibirli ve şımarık zenginler... Bu yazı size gelsin. Münasiptir!

Yazının Giriş Tarihi: 02.10.2021 11:54

Kızlarım nedeniyle bir ayağım İstanbul'da. Tıpkı pandemi öncesinde olduğu gibi, her vesileyle sık sık İstanbul'a gidip geliyorum.
Daha doğrusu, zırt pırt İstanbul'a gitmek için bahaneler üretiyorum. 
"Mobilyacı-tesisatçı gelecekti. Yanınızda olayım" diye gidiyorum.
"Çilingir geldiğinde ben olmadan olmaz"" deyip gidiyorum.
"Ayol siz, üzerinize kalın hiç bir şey götürmemişsiniz, hepsi evde kalmış" deyip gidiyorum. 
Düşünüp uydurduğum (Bir nebze) makul kabilinden bir gerekçem daha var misal... Elbette henüz kızların haberi yok ama kısmetse onu hayata geçirme planındayım şu aralar. 
Ve tabii uydurduğum gerekçeler hasebiyle hep nakliyeci gibi yollara düştüğümden, arabamla gidip geliyorum, o caaanım yollar ve köprülerden geçe geçe!
Ben mi köprünün üzerinden geçiyorum?
Yoksa, köprünün maliyeti mi?.
. (Orası başlı başına bir vaka. Ancak bu yazıyla ilgisi yok.)


Neyse...
Geçenlerde, yine kim bilir hangi bahaneyle yollara düşmüşlüğümden birinde, yine o paralı, o havalı, o cakalı ve o hızlı yollardan birinde FSM Köprüsü'ne doğru ilerliyoruz. Yanım yörem, apartman boyutunda ve elbette apartman fiyatındaki araçlar ve onların hiç kuşku yok ki, yazılı olmasa da reel kural halini almış "geçiş üstünlüğü"  gerçeğini sağlı sollu hissettiren İstanbul zenginleriyle dolu.
Hoş, o gerçeği İstanbul trafiğinde ekarte etmeye kalkışsan kaç yazar?
Ne onlardaki ibre var benim arabamda...
Ne de onlar kadar şuursuz ve tehlikeli ve can düşmanı araba kullanabilecek bir yapı...

Hasılı...
Yanımdan yöremden sarsarak geçen iri iri jetlere rağmen istifimi bozmadan ilerliyorum.
Derken...
Alışılmışın çok dışında bir şey oluyor.
Ama harbiden çok dışında...
(Nasıl bir cüretsizlik anıysa artık, ben de haddimi aşarak sol şeride geçmişim.) yolun eğiminden ötürü epey bi ilerisini görebildiğim sol şerit, ani manevralarla kendisini sağa atan araçlara sahne oluyor.
Düşünün ki, geçiş, gidiş, geliş... Her türden üstünlüğü olan o araçlar, domino taşı gibi sırasıyla tek tek sağ şeride girmeye başlıyor.
Ambulansa yol vermeye çalışan yok. Zira ortada ambulans ya da sireni yok. (Hoş olsa da yol boşalmaz malum. Ambulans geçtiği gibi arkasında, birbiriyle neredeyse it dalaşı yapan arsız kuyruklar olur bu ülkede! Kimseye koymaz kolay kolay, o ambulansın feryat figan can çekişerek can taşıyan sireni. Ambulanslar bu ülkede ekseriyetle, yolu açan eskort görevi görür!)
Son iki araç kalana kadar, can havliyle sağ şeride ilişmeye kalkışan araçların, o hayatın sefil akışıyla çelişen manevralarına "N'oluyorsunuz?" Diye bakmaktan, vaziyeti önümdeki o son iki araç da sağa sıvışınca görebiliyorum.
***
İstanbul trafığinde, sol şeritte yalnızca iki araç kalmışız.
En az 300 metre ileride, arkasındaki korunaksız ve neredeyse her yanı açık kasasında tabut içerisindeki cenazeyi taşıyarak seyir halinde olan bir cenaze aracı ve arkasında ben...
Dikiz aynasından bakınca, benzer bir kaçışmanın uzağı iyi görebilen sürücüler marifetiyle benim arkamda da gerçekleştiğini görüyorum. 
Benden sonraki ilk araçla aramdaki mesafe gittikçe açılıyor. 
Havadan çekim yapılmasını gerektiren bir festival filmi sahnesi gibi... 
Epey bi önümde, korunaksız kasadaki tabutunda son yolculuğuna çıkan yapayalnız bir mevta... Yüz metrelerce arkada ben... Benim arkamda da, neredeyse bir o kadar boşluk...
Sağ şerit, milim milim... Birbirleriyle tepişen, o apartman fiyatında ve apartman boyutunda araçlarla dolu, ip gibi dizilmiş ponçikler.
Tek bir sol sinyal, tek bir sol manevra yok. 
Düşünün ki, yalnızca ekonomik açıdan üstün oldukları için, gelirleriyle doğru orantılı olarak elde ettikleri arabalar sayesinde edinilmiş hak kabilinden kabul ettirdikleri geçiş üstünlüğü yok!
Ondan bile feragat edip, sol şeritte ve onun da solundaki şeritte, büyük baş hayvan ya da pimapen ya da kereste taşıyan araçlarla önlü arkalı, dip dibe, ite kaka, milim milim ilerlemeye razılar.

***

Heyhat...
En büyük, en önemli üstünlük alanlarından birini terk etmiş, hızları ibrelerine ihanet etmiş halleriyle sınıf düşmeye razılar!
***
Bir ara, arkadaki vaziyet aynı mı hala? Diye dikiz aynasından bakıyorum...
Her halinden belli ki, bir memur aracı... İçinde, hayatı boyunca hiç bir geçiş üstünlüğünden istifade etmediğine emin olduğum bir memur muhtemelen...

Vay vay vay vay...
İstanbul, İstanbul olalı hiç görmedi böyle bir rövanş!
Veriyorum sağ sinyalimi, o tıkış tıkış, o zavallı konvoylarında aralarında yer bulmam epey zor olsa da ilişiyorum hiç istemeden aralarına...
Ama gözüm hep sol şeritte.
Önde cenaze aracı... Arkasında, saygılı bir mesafeyi koruyan o memur aracı... Arkası boşluk. 
Memur aracındaki muhtemel memur, yanımdan geçerken, çok kısa bir an göz göze geliyoruz.
O çok şey söylüyor memur saygısıyla, ben çok saydırıyorum gazeteci fütursuzluğuyla.

***
Ve eyyy, nurlarda yatman için bir kez de buradan dua etttiğim rahmetli...
Kimdin bilmiyorum. 
Ama çok şey anlattın.
Çok şeyi hatırlatıp, çok fena altüst edip, çok fena ezber bozdun.
En önemlisi de, sen giderken son yolculuğuna...
Sınıf ayırımına öyle sağlam kapak yaptın ki...
Umarım, Allah de senden razı olsun.


***
Ve final...
Tatlım benim...

Biz size zengin olamazsınız demedik ki.
Olursunuz. oldunuz. Hatta olun. Daha çok olun.
...Da, kibirli, şımarık ve hadsiz olmayın.
Hatta, lüzumlu görüyorsunuz onu da olun. Kime ne?
Ve fakat...
Malum, ölüm var!
Ve benim o yolda gördüklerim...
O yolda ölümle burun buruna gelenler... 
O nasıl bir korkuyla, tıklım tıkış sağ şeride ilişip, milim kımıldayamadan, geçiş üstünlüğünü dahi sıradan fanilerle, belli ki sıradan mevtalara kaptırmaktı öyle.
O nasıl korkuydu!
***
Ve final...
Artık birilerine ifrit olunca böyle hitap ediyorum.
Tatlım benim...
En çok da, sonradan görme zenginler...
Ve onların avenesi...(Kapiş?)
Artık bu dünyada nasıl bir hayat yaşadıysanız...
Kim bilir, ne kadar şımardıysanız?..
İçinde can çekişen ve hatta belki de son nefesini vermek üzere olan bir hastayı taşıyan ambulansa, yolu açan eskort muamelesi yapıp, ardından son sürat peşinden gidebiliyorsunuz ya...
Ben gördüm.
Ölüm varken, ölümden çok ama çok fena korkup, kaçıyorsunuz.
Hele o havalı Porshce...
Bak, sen benim kırılma noktamsın.
O nasıl ilişmekti öyle, kereste taşıyan kamyonetin arkasına?

Ve son söz:
Kaybetmeyi hiç sevmediğiniz ortada. Kibiriniz, şımarıklığınız ve hatta hadsizliğiniz malum...
Mala, mülke, paraya ve bağlantılı gelişen tüm diğerlerine yapıştığınız da malum.
Ve fakat, finalde ölüm kaçınılmazken!
Ben ve mevta ve o muhtemelen memur o araç sürüsücüsü...
Biz sizin, korku **kuna nelerden vazgeçebildiğinizi, kilometrelerce gördük!

Ama biz yolumuza korkmadan, oraya buraya ilişmeden, şerit değiştirmeden, savulmadan, edebimizle, saygımızla devam ettik!

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.