SON DAKİKA
Hava Durumu

"Alinur Aktaş ve geçmişte "Anası Ağlatılan Bursa!"

Yazının Giriş Tarihi: 22.05.2021 15:19

Oysa, oturup efendi gibi Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş'ın, "Yazarlar Buluşması"nı yazacaktım.

O buluşmada konuşulanları, Büyükşehir Belediye Başkanı'nın anlattıklarını yazacaktım. (Taaa ki, mahallenin DELİSİ Mehmet Ali Yılmaz'ın yazısını okuyana kadar. Neyse! Mehmet Ali'ye bilahare döneceğim.)

Ve fakat, daha başlamadan yazı şirazesinden çıktı.

"Hayırlısı" diyerek başlayalım.

Öncelikle, Allah Alinur Aktaş'ın basın danışmanlarına gerçekten Eyüp sabrı versin.

Şöyle ki:

Alinur Aktaş, (Bir basın danışmanı açısından depüdüz canlı bomba!) kat-i surette stratejik bir kişiliğe sahip değil. "Bi hallere gireyim. Şöyle afili durayım, yarın bir gün rantabl getirisi olacak şöyle şöyle yüksek laflar edeyim."

"Öyle değil de, böyle bahsedeyim. Onu öyle demeyeyim. Bunu böyle anlatmayayım" falan yok.

"Dan dan dan" aklındakini, fikrindekini söylüyor.

Tam anlamıyla sıfır strateji!

E bu boyutu fena mı?

Biz gazeteciler için asla.

Bilakis... Ne büyük konfor. Bir toplantıya gidiyorsun ve o toplantı sonucunda bir hafta yazacak kadar organik malzeme topluyorsun.

Takır takır yapılan açıklamaların neredeyse her biri ayrı bir başlık. Ayrı bir haber-yazı-yorum konusu. Yaz, yorumla dur mis gibi.

Lakin, dediğim gibi basın danışmanlarının işi gerçekten zor. (Fevkalade yüksek muvaffakiyetler dilerim. )

***

Tabii bu arada, toplantıya katılan hemen hemen tüm meslektaşlarım orada konuşulanları ben kalem oynatıncaya kadar çoktan yazdıkları için tekrara düşmemeye çalışarak devam edersek...

Bana göre en önemli konu, Alinur Aktaş ağır geçirdiği Korona virüs hastalığı yüzünden hastanede yatarken ortaya atılan, "İnsan kaçakçılığı" iddiasıdır.

O iddia da şöyledir:

Şimdi, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ve ekip arkadaşları kolpaya çıkmışlar. Bunun için de, belediye içinde bir şebeke oluşturmuşlar. Kimden ne kadar alınacak, kime ne kadar kalacak falan raiçler belirlenmiş.

Sonra da, ellerini ovuşturarak başlamışlar amatör spor kulüpleri, halk dansları ekipleri ve benzerleri falan, yurt dışında kentimizi temsil edebilmek için belediyeye müracaat etsin.

Etsin ki, biz de araya şebekemize başvuran potansiyel kaçaklardan ekleyelim de yolumuzu bulalım.

Netekim, salgın patlayana ve DSÖ pandemi ilan edene kadar da böyle bulmuşlar yollarını!

Diyelim ki, falanca spor kulübü müracaat etti belediyeye... "Şu ülkeye gidip, şu müsabakada futbol oynayıp dönücez" diye...

Aktaş başkanlığındaki şebeke, yurt dışına kaçacaklar portföyüne bakmış. Hooop, heyete bir iki isim yerleştirmiş. Başka kulüp gelmiş. Hooop kaçaklardan bir iki isim ilave edilmiş.

Böyle böyle, parça başı şeederek yollarını bulmuşlar.

Derken...

İnsan kaçakçılığı mevzuunda Nirvana yapmaya karar vermişler.

Muhtemeldir ki Alinur Aktaş şöyle demiş:

"Başlarım ben böyle, bizim buralarda tutunamayan kavruk tipleri üç kuruşa yurt dışına kaçırma işine! Mıy mıy mıy yalvar yakar olmalar. Yok, parayı denkleştiremememeler, yok vicdan yapmalar...

Enayi miyiz olum biz! Bize getirisi yüksek tipler lazım." 

Ve el yükseltmişler.

O günden sonra da, buralarda tutunamayan ezikleri bırakıp, terör örgütü üyesi olup, maçası çok fena tutuşanları bulup kaçırmışlar yurt dışına!

Artık fulbolcuların arasına PKK üyesi olmaktan aranan azılı tipleri katmaya başlamışlar.

Sağ bekin yanındaki cam kenarına bir azılı terörist, kalecinin yamacındaki koridor tarafına bir diğeri...

Biri antrenör kılığında, bir başkası masör kontenjanından...

Böyle böyle büyük vole vurmuşlar!

Taaa ki, ifşa olana kadar.

Vay vay vay...

***

Karşımızda bulunca Aktaş'ı, sorduk haliyle.

Yanıt vermeden önce bi durdu önce. Tahminim odur ki, içinden saydırmak geçti.

Ki, saydırır da insan. Hem de çok fena saydırır! O toplantıda ilk kez bir nebze, beş on saniye fren yaptı Aktaş.

Sonra da teeek tek anlattı. (Meslektaşlarım da zaten haber ve yorumlarında işin aslını topluma aktardı.)

...da, bir muhalefet bu kadar mı basiretsiz yapılır?

Bu kadar mı acemi olur?

Adamın elinde RANT cenneti var RANT!

Hani şu son üç yıldır rantiye tayfa için cehenneme dönen Bursa...

İşlerin kesat olduğu Bursa.

İşler kesat diye darlanılan, rantı kesene düşman olunan Bursa.

Rantsız kaldığı için hani "kimler kimler bir araya geliyor" ya...

Hah, işte o Bursa.

***

Maamafih...

Alinur Aktaş, iddiaya göre hem safcana, hem de bu anlamda vizyonsuz bir adam olduğundan, düşünememiş malı nasıl götürebileceğini!

Hem malı götürüp, hem de bir araya gelerek Voltran'ı oluşturan BARON tayfasını yanına çekmeyi ve böylece düşmansız bir kentte paşa paşa yönetici olmayı düşünememiş!

Onun yerine, amatör futbol kulüpleri üzerinden kolpaya çıkmış.

Bekle ki, kapağı yurt dışına atmaya çalışan tutunamayan tayfa gelsin.

Bekle ki, fıymak zorunda kalan terörist gelsin.

Üç ordan, beş burdan parça başı yolunu bulsun.

Büyük vizyonsuzluk gerçekten!

Hakikaten vay vay vay.

***

Toplantıda, geçmişteki o hazin, o hazan, o kent katili kentsel dönüşüm sürecinden konu açılınca bir ara, yine en filtresiz haliyle şu cümleyi kurdu Aktaş:

"Geçmişte kimileri, kentsel dönüşüm adı altında Bursa'nın anasını ağlattı! Böyle bir kentsel dönüşüm anlayışımız hiç bir zaman olamaz!"

İşte bütün mesele bu...

Bir türlü aşılamayan en büyük sorun bu.

Yola gelmiyor oluşu!

O Dünya Karması gibi, sağlı sollu en alakasız tiplerin bir araya gelerek oluşturduğu çıkar konsorsiyumlarının en büyük handikapı bu.

Geçmişte olduğu gibi Bursa'nın anasının ağlatılmasına 3 yıldır izin verilmiyor!

Hoş, bunun böyle olduğunu herkes biliyor.

Derdin rant olduğunu, rant musluğunu kapatan Aktaş'ın o saatten sonra evlat olsa sevilmeyeceğini falan herkes biliyor.

Mesela ben de, bu yazı yayınlandıktan sonra yine başıma gelecekleri biliyorum.

İtham, hakaret, küfür, kıyamet! (Ha bu arada, bana ve Lodos'a saldıranlar da Nirvana yaptı. Eskiden çok galiz, çok çirkin küfürlerden kolaj yaparlardı taarruzlarında. Nirvana aşamasında ise o manyakları nereden nasıl buluyorlarsa artık... İt kopuk tayfa soyunup, bilmem neyini fotoğrafladığı o sefil halini atıyor taciz-taarruz faslında! Altına da meşrebince yorum yazarak! Hoş beni bu sefillik dahi yıldıramaz ancak, sinirden fenalık geçiren kadın editörleri hale yola getirmek biraz meşakkatli oluyor.)

***

Toparlamaya çalışırsak...

Rasyonel muhalefet yapın.

Bursa'nın anasını ağlatan rantın musluğunu kapatan adam, önüne üç beş bin dolar atacaklar diye insan kaçakçılığı yapmaz.

İmam hatip mezunu adam, camiye ayakkabıyla girmez.

O yüzden rasyonel muhalefet diyorum.

Zire böylesi verimli olmuyor.

***

Finalde dehşetle irkiliyorum ki, bana şu fıtratıma aykırı yazıyı yazdırıyorsunuz. (Ömrümde AK Parti'ye oy vermedim. Vermem de!!! Hoş, seçilirken, seçilsin diye Alinur Aktaş'a da oy vermedim. Kendisi de biliyor. Çevresi de biliyor. Aslında ahlaklı olan herkes biliyor.)

Ve fakat, bu mevzuda adam haklı. Bursa'daki rant baronlarına dirsek çekmiş haliyle adam doğru yolda ve bu sebeple de mağdur!)

E Bursa sınırları dahilindeki niyeti biliyorum, zihniyeti biliyorum. Kimlerin kimlerle iş tuttuğunu, kimlerin nerelere çökmek istediğini biliyorum. Bursa'nın Ali Babacan'larının şeceresini biliyorum. Onların irili, ufaklı çıkar gruplarını biliyorum.

İşin kötüsü, gerçekten bana zarar verecek kadar çok fazlasını biliyorum. (Ortada, ideoloji, dava mava olmayınca. Mevzu ortak çıkar, rant falan işleri olunca, sizin tayfanın çenesi çok düşük. Ya da dehşetli yüzsüzler! Gevrek gevrek anlatıyorlar Bozbey'e nasıl çalıştıklarını. Ona göre!

FETÖ'sü, hedesi, hödüsü... Ne var yok anlatıyorlar. Mavra falan değil. Ciddiyim bak... Duymak, bilmek ve fark etmek istemediğin kadarını anlatıyorlar.)

E vaziyeti bu kadar bilince de, ortaya böyle kendime kendime, "n'ooluyoruz yav!" dedirten yazılar çıkıyor.

Ölümü görün biraz zeka...

Bir nebzecik zeka...

Ben çok zeki olduğumdan değil!

Tam tersi, benim gibilerin bu halleriyle dümen çevirmelerine tahammülüm olmadığından. (Kompleks yani... Düpedüz kompleks.)

***

Bir de...

Bakın ben, marazi boyutta beton düşmanıyım.

Hele ki, anası çok ama çok fena ağlatılmış Nilüfer'de yaşamaktan mütevellit... Ben bir yerde beton mikseri görünce dahi terörize oluyorum.

Düşünün ki, salak salak atıp tutarken birileri...

"Yok Nilüfer'de kişi başına düşen yeşil alan âslında şu kadar çoktur, yok elinin körüdür!"

Diye...

Birileri de, patronları öyle buyurdu diye hiç utanıp sıkılmadan bunları aynen böyle yazarken...

Bu kentle, okurla ve daha da önemlisi kapı gibi hakikatle dalga geçerken, ben gözümü camdan, pencereden kaçırmaya çalışıyorum.

Görmeyeyim ki, şu insan, vicdan, onur ve kalem eriten meslekten daha fazla nefret etmeyeyim.


Yazarın notu:

"Herkes deliye, ben akıllıya hasret" hesabı Mehmet Ali Yılmaz yazısında, dolgu, vs yaptırdığımdan bahisle beni Bülent Ersoy'a benzetmiş.

Yav Mehmet Ali...

Şu son bir yıldır pandemiden ötürü her kadın gibi feleğin sillesini yemişim.

Hayatımız incinmiş hatta!

Canım zaten burnumda. Hele şu son kapanmaya, ikisi büyük, beşi de bizzat ebeleri olduğum beş yavru kediyle, o da eder toplam yedi kediyle girmişim. Bak, üstelik bir tanesini anası niyeyse reddetti. Dışladı. Yüzüne bakmadı diye, kedi annesi sütü-maması peşine düşmüş, bulup almış, bir aydır biberonla besleyip, vitamin takviyeleriyle kardeşlerine yetiştirmeye, hayata tutundurmaya çalışıyorum. Her birinin maması, kumu ayrı, biberonu, vitamini ayrı. E af buyurun da, jelibon değil dışkıları... O işlerle uğraşıyorum elimde çamaşır suyu!

Hakketten canım burnumda. Ne dolgusu be deli!

Paran yokmuş madem... İddianın raicini düşük tuttum. Doktoru sen seç. Psikiyatri hariç, heyete sok istersen. (Bu durumda hangi kamu hastanesini seçersen seç hiç fark etmez.) Şayet bir gram dolgu çıkarsa bende, ben sana 5 bin lira ödeyeceğim.

Yok eğer, çıkmazsa bi zahmet sen bana ödeyeceksin.

Bak ama acımam... Çatır çatır alırım!

Okur da şahittir şu andan sonra.

Hadi canim...

Parayı hazırla. Zira, senden haber bekliyorum.


 

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.