SON DAKİKA
Hava Durumu

Aba altından gösterilen zalim sopalara bi dur deme vaktidir!

Yazının Giriş Tarihi: 13.11.2020 23:53

Çok içimden geldi.

Hele bakın, kim gelmiş?..

Diye gireyim yazıya. Hem bakalım aylardır klavye başına geçmemiş şu gazeteci, hamlamış mı? Yoksa, hamlamamış mı?

Önce, neden aylardır yazı yazmadığımdan girelim...

Birincisi:

Fakiriz ama, dükkan bizim!

Ortam bozulunca, bozuldukça, "ne haliniz varsa görün!" Deyip, serdeki egosantrik karaktere jest olsun diye yazmama özgürlüğüm var. Onu kullanıyorum dibine kadar.

İkincisi:

AK Parti'nin ancak 2015 yılından sonra hayata geçirmeye karar verdiği "Mavi Vatan Doktrini" benim fıtratımın bir parçası... Kışı darlana darlana, hafiften de sıyırarak çok zor geçirenlerdenim ben. Hem de, düşünün ki, virüstür, pandemidir yokken dahi böyleydim.

En geç mayıs ayında fıyarım ben. Çünkü kara tutuyor beni. Hem tutuyor, hem de bozuyor!
Diye, mevsimi geldiğinde, Allah da sağlık verirse, karadan mümkün olduğunca uzaklaşır... Hatta kaçarım.

E kaçınca da tam kaçarım...

Denizlere kavuşunca da, kim takar buralarda olan biteni!
Der, "Mavi Vatan Doktrini"nin hakkını veririm.

****

Hasılı, aylardır klavye başına geçemeyişimin en mühim sebebi bunlar.

Tabii bir de, çok şükür ki bugün gayet iyi olan kızımın rahatsızlığı sürecinde hatırı sayılır bir karantina dönemi yaşadık. (Yakından tanıyanlar bilir. Çocuklarım bahse konu olduğunda beni kesseler başka bir işe vakit ayırmam. Ölsem, oralı olmam.)

Şimdi çok şükür ki, klavyenin başındayım.

Dolayısıyla başlayalım.

Mevzumuz, işin aslını evrilterek, uydurarak, iftira atarak nicedir bana aba altından gösterilen sopalardır!

Ama ne sopalar...

Kimi beni, "Teröriste selam çakan!" diye betimliyor nicedir yazılarında...

Kimi, "Radikal solcu!" diye sıfatlandırıyor yine aynı minvalli yazılarda.

Hatta ve hatta, denen o ki, "İlle de Ayhan Salman'ı görevden alın!" Diye Ankara'ya giden AK Parti'li ilçe başkanları felan, buralardan şikayet ederken "Radikal solcu" olaraktan beni de şikayet ediyorlarmış (güya) ne radikalliğimi gördülerse? (O da ayrı konu...)

Hasılı arkadaşlar...

Sevgili meslektaşlarım yazılarında demek istiyor ki, "Bak biz senin ne denli radikal bir solcu olduğunu... Teröriste nasıl selam çaktığını çok iyi biliyoruz. Vesileyle, otur oturduğun yerde! Bizim tepemizi fazla attırma! Yoksa senin ne ........ olduğunu herkeslere anlatır. Seni rezil ederiz!"

Onlar bu yazıları yazdıkça ve ben de bahse konu sebeplerden ötürü, bir iki Z Raporu'nda yalap şap dokundurmuşluğumun dışında oturup yazı yazmaya ve kıymetli meslektaşlarıma yanıt vermeye fırsat bulamadıkça...

Zaar, "Teröriste selam çakmış!" Bir insanın içine düştüğü, düşeceği... Ki, düşsün de zaten! Türden bir çaresizliğin, korku tünelini andıran labirentlerinde darlandığımı düşünüyorlar muhtemeldir ki. O üzden döne döne aynı sopa aynı abanın altından sallanıyor bana.

Ki, ne kadar ayıp!

Ki, çok ama çok ayıp!

***

Benim kıymetli meslektaşlarım...

Şayet yine bu meslektaşlarımın kaleme aldığı yazılardaki gibi, Ankara'ya Ayhan Salman'ı şikayete giden AK Parti'li İlçe başkanlarının, bahse konu şikayetlerinin içinde "Radikal Solcu" olarak benim de gammazlandığım iddiaları doğruysa, bu durumda şu andan sonra yazacaklarım sizlere de gelsin.
Kıymetli AK Parti'li ilçe başkanları... (Kul hakkı mevzuunda, öteki tarafta bi mahsuplaşma durumu olacak. Demedi demeyin! Meslektaşlara zaten kul hakkı falan gibi bir parantez açmanın manası yok.)

Ben şimdi size herrrr şeyi, işin tam olarak aslını tane tane anlatayım. Ondan sonrası zaten, kısmetse parantezin içindeki gibi.

2018 Seçimi zamanları... Lodos'ta harıl harıl çalışıyoruz. Hemen her gün başka bir partinin milletvekili adayları geliyor. Ağırlıyoruz, görüşüyoruz, fotoğraflar çektirip sosyal medyaya koyuyoruz. Sonra haber yapıp onu da Lodos'ta yayınlıyoruz, falan...

Hasılı, bir medya kuruluşu seçim zamanı ne yaparsa, nasıl çalışırsa, biz de onu yapıyoruz.

Günlerden bir gün, HDP Bursa heyeti de, beraberlerindeki birinci sıra Milletvekili Adayı Asiye Kolçak'la birlikte randevu alarak geldi, tıpkı diğer tüm medyalara gittikleri gibi!

Tıpkı, Lodos'tan önce başka medyalara nasıl gittilerse...

Tıpkı, bizden sonra başka medyalara nasıl gittilerse, aynen öyle geldiler.

Tabii biz de, diğer tüm medya kuruluşlarında olduğu gibi, gelmeden önce (Ne olur ne olmaz kabilinden) HDP heyetinden GBT Raporu falan istemedik!

Neyse...

HDP heyeti, Milletvekili Adayı ile birlikte bir kaç kişi geldi. Ağırladık, çay, kahve içtik. Fotoğraf çektirdik, sosyal medyada paylaştık. Sonra da gittiler diğer medyalardaki randevularına... (Ki seçim sonucunda Asiye Kolçak Bursa'dan gayet yasal bir şekilde milletvekili seçildi.)

Sonra başka adaylar geldi.

Sonra başka adaylar...

Ülkücüsü geldi, Milli Görüş mensubu olanı geldi. CHP'lisi geldi. AK Parti'lisi geldi. Onlarla da durum aynı... Fotoğraf çektirdik, sosyal medyadan paylaştık.

Bu arada, gazetecilik böyle bir iş koludur. İletişim üzerinedir. Görüşürsün, konuşursun insanlarla. Onlar gelir, sen gidersin.

Sana gelecek olanları, çok bariz, çok namlı, potansiyel zanlı bir isim değilse şayet güvenlik soruşturmasından geçirmezsin.

Kendine, kurumuna, öneminden yanına varılamayan Kozmik Oda muamelesi çekemezsin!

Mesleğin fıtratında yok.

Netekim, o aynı ekip Bursa'daki bir çok basın kurumuna gitti, görüştü. Haklarında onlarca haber, röportaj, vs yapıldı.

Ve yine gazetecilik mesleğinin fıtratı gereği, görüşeceğin insanları, "Bu basit, bu tipsiz, bu ucuz, bunda potansiyel suçlu tipi var, ay bu çok temiz yüzlü, bu falanca!" diye nitelendiremezsin. Kategorize edemezsin. Olmaz... İmkanı yok olmaz.

Faraza...

 Bursa'da yaşayan ortalama bir kadın, Köşk Pavyonu'ndan içeri adım atmamıştır haliyle.

Hatta, mümkünse kaldırım değiştirip yürümüştür.

Ama ben gittim!

Hem de gidebilmek için, rahmetli sahibinde hatırı olan nice çok mühimi aracı olarak kullandım.

Gittim ve o zamanlar ülkenin gündeminde hazin bir betimlemeyle, "Kumkapı Dulu" olarak yer alan kadınla Köşk Pavyon'da fevkalade bir röportaj yaptım.

O zaman da, "Benim payvonda ne işim var! Bana ne gündemden? Bana ne böyle bir röportajın öneminden!" Falan demedim. Çünkü denmez.

Dolayısıyla gazeteci, çok bariz bir defekt yoksa, pavyona da koştura koştura gider. Hatta, pavyon sahibi o röportaja izin versin diye, dönemin hatırı sayılır isimlerini de araya koyar!

***

Buraya kadarını anlatabildiğim umuduyla dönelim esas mevzuya.

Bana aktarılış şeklince gidersek...

Artık, hangi RANTIN hizmetkarının canını sıkmışsam, isimsiz bir şahış (!) O HDP heyetinin Lodos Medya'yı ziyaretini (Yahu o ziyaretin fotoğrafını sosyal medyaya koyan ben. Geldiler de, görüştük diye haber eden ben) ihbar ediyor:

"Bu HDP heyetindeki falanca, aradan geçen zamandan sonra şimdi tutuklu! Hal böyleyken, bu gazeteci kadın hakkında nasıl kimse işlem yapmıyor?" Diye...

Süreç aynen böyle başlıyor.

Son derece olağan şeffaf bir ziyaret... Benim duyurduğum bir ziyaret, gelinen noktada aba altındaki sopa olarak bana karşı çok çirkin ve acımasız bir şekilde kullanılan kalleş bir silaha dönüşüyor!

***

Düşünüyorum da...

Tam bir akıl tutulması.

Yılllarca Lodos Medya'ya CHP eski Milletvekili Aykan Erdemir de gelip gitti. Onunla da fotoğraf paylaştık.

Üstelik, fanıydık birikiminin, tahsilinin hayranıydık...

Meğer adam FETÖ'CÜYMÜŞ!!!

Meğer adam FETÖ parasıyla okumuş!

Netekim, şimdilerde muadili bir çok FETÖ'cü gibi basıp kaçtı Amerika'ya.

Nereden bileyim böyle olacağını?

Nereden bileyim, onca okumuş, o naif, o insancıl, o çok sosyal demokrat adamın terör örgütü mensubu olabileceğini?

Bugün arşiv karıştırsak, onlarca Bursalı gazetecinin Aykan Erdemir'le fotoğrafı vardır.

Eeeee?

O vakit, bir de buradan mı yürünsün gazetecilere?

Düşünün ki, bayıla bayıla ağırladığımız CHP Bursa Milletvekili, meğer terör örgütü üyesiymiş!

İyi mi?

....

Neyse...

İsimsiz şahsın bu ihbarı üzerine harekete geçiliyor. Sosyal medya paylaşımlarım inceleniyor ve milyonlarca paylaşımım arasından bir paylaşımım üzerinde duruluyor.

Paylaşım da şudur:
Feysbuk'taki FEMİNİST bir site, IŞİD zulmü altında inleyen EZİDİ kadınlara yapılan insanlık dışı eziyetlerin, işkencelerin ve tecavüzlerin rövanşını yapmak...

IŞİD'e karşı mücadele etmek için...

Tecavüze uğrayan başta küçücük çocuklar olmak üzere...

Tecavüz edildikten sonra, şu çağda KÖLE PAZARINDA satılan binlerce EZİDİ kadının hakkını yerde bırakmamak için silahlanan (Bana göre Peşmerge...) Kürt kadınların fotoğraflarını yayınlamış.

Üzerine de, "IŞİD zulmüne karşı harekete geçen Kürt kadınlar" diye kapı gibi yazmış.

Ben de, dönemin sıkı takipçisi olan, o dönemler Lodos'ta ayrı bir Ezidiler Dosyası yayınlayan, Ezidiler'in tarih boyunca uğradıkları haksızlıklara ve zulme epey bi vakıf olan bir kadın gazeteci olarak...

Tüm diğerleri yetmezmiş gibi, üzerine bir de IŞİD zulmünün en birincil hedefi olan EZİDİ kadınlar için çıkılan rövanş yolunu-rövanş ihtimalini hem önemsedim, hem sevdim diye, bu feminist sitenin paylaşımını, "Yolunuz açık olsun" yazarak paylaştım.

Tekrar yazıyorum.

İlgili görsel, feminist bir sitenin paylaşımıdır.

İlgili görsel, IŞİD zulmüne karşı çıkılan bir yolu anlatmaktadır.

İlgili görsel, rövanşist ve feminist bir kadın tavrıdır.

Tavırdan öte eylemdir.

Ve evet, silahlı bir eylemdir.

Binlerce kadına, çocuğa tecavüz eden!

Birçoğuna, eşlerinin, babalarının gözleri önünde tecavüz eden!

Tecavüzlerin izletildiği erkeklerin yakıldığı, tecavüze uğrayan kadın ve çocukların kurulan köle pazarlarında satıldığı, insanlık tarihinin görüp göreceği en korkunç bir trajedilerden birini anlatır o paylaşım.

Dünyanın gözünün önünde yaşanan, insan, haysiyet, onur, gurur kıyımı karşısında canına tak etmiş kadınların paylaşımıdır.

Ve evet, canına tak etmiş kadınlar, IŞİD canilerinin hakkından gelmeyi amaç edindikleri için silahlıdır. (Bölgenin ve dönemin şartları o kadar vahimdir ki... Hırslanıp "terlik atan kadınlar" değil de, ne yazık ki, eline silah almak zorunda kalan kadınların olması da ayrı bir insanlık trajedisidir. Az biraz okuyun gözünüzü seveyim. Okuyun, inceleyin, araştırın... Araştırın ki, hala binlerce Ezidi kadın ve çocuğun kayıp olduğunu sizler de bilin. Yok oldu o insanlar. Kesildi mi? Yakıldı mi? Diri diri mi gömüldü? Bilinmiyor. )

Ancak...

O silahlanmış kadınlar yazmalıdır!

Başına yemeni takmış kadınlarıdır. (Şu hayatta yemeni takmış her kadının payına, evde sakin sakin, güzel güzel erişte kesmek düşmeyebiliyor arkadaşlar...)

Keşke, her seferinde o sopayı bana sallamadan, o korkunç yazıları yazmadan önce, birilerinin "al kullan" diye elinize tutuşturduğu o paylaşıma iyi bir baksaydınız.

Keşke baksaydınız...

Görselde, iddia ettiğiniz gibi, herhangi bir terör örgütüne dair ne bir simge, ne bir amblem var!

Görselde, iddia ettiğiniz o terör örgütüne dair zerre yok!

Hadi amblem yok, simge yok, o yok bu yok...

Yine de işkillenelim velev ki...

Yine de "Acabalar" kalsın aklımızın bir yerinde...

Yahu kadınların başında, yazma-yemeni var!

Ben şu ahir ömrümde, başına yazma-yemeni takan hiç bir terör örgütü üyesi görmedim.

Hiç görmedim.

***

Bu bölüm sadece okurlarıma gelsin, sonra kaldığımız yerden gereken kişilere hitaba devam ederiz:
"Şu hayattaki hiç bir kuvvet bana evlatlarım üzerine yemin ettiremez. Öleceğimi bilsem etmem, sürüneceğimi bilsem etmem. Dünyanın en korkunç iftirasına uğrayacağımı bilsem etmem.

Hoş uğradım. Bunu da gördüm! Ama yine etmeyeceğim.

Ve fakat, inandığım her şey üzerine yemin ederimki ben, feminist bir sitenin, çocuklara ve kadınlara tecavüz eden o korkunç barbarların zulmü karşısında canına tak ettiği için silahlanmış, başı yazmalı-yemenili kadınların görselini paylaştım...."

Gelelim, sevgili meslektaşlarıma...

Ve onların bu korkunç iddiasına itimat ederek beni Ankara'ya şikayet ettiği öne sürülen sevgili İlçe başkanlarına...

Biz hep korktuk gerçi de, bazen hakikaten Allah'tan korkmak çok önemli.

Yahu ben bu kentte binlerce yıldır, herkesin-hepinizin gözünün önünde gazetecilik yaptım, yapıyorum.

Birçoğunuzla birlikte yaşlandık bu yolda.

Ben, o çok ah alarak, çok zalimce iftira atanların iddia ettiği gibi, hem "Teröriste selam çakacam" hem de, hiç utanmadan, sıkılmadan, pişkin pişkin aranızda, içinizde yaşamaya devam edicem?..

Yaşamak yetmeyecek, bir de gazetecilik yapıcam?

Yahu ben, ömrüm boyunca bohem yaşayan, yaşayabilen bir tip olmadım ki...

Yuh olsun!

İlaveten de, yazıklar olsun!

Bu kadar mı şuursuzlaştınız?

Bu denli mi delirdiniz?

Bu denli mi Allah'tan korkmaz oldunuz?..

Tüm bunları ne ara, nasıl oldunuz?..

Bir kez daha yazıklar olsun!

Hakikaten yatacak yer sorunu yaşayacaksınız.

Hakikaten öte tarafta mecburen bi karşıma çıkacaksınız...

***

Oysa, size yakın olanlar arasında da çok iyi bilenler vardır ki, silahtan ödü kopan bir tipim ben.

Ama akut boyutta ödü kopan...

Şimdilik ismi bende kalsın, yine sizinkilere yakın bir isim meğer Lodos'a "ruhsatlı" silahıyla gelmiş.

Benim için ruhsatlı, ruhsatsız fark etmez. Silahı olan bir insanın yanında duramam, silahlı bir insanı evime, iş yerime alamam.

Paşa paşa çıkar belindeki ruhsatlı silahıyla, gider o silahı aracına bırakır ve ancak öyle girer benim iş yerimden içeri insanlar.

Ancak öyle girebilir. Ancak öyle konuşurum, görüşürüm.

Dedim ya, bu durumun en yakın şahitlerinden biri sizin cepheye yakın isimdir. Girememiştir ruhsatlı silahıyla benim ofisime!

Hal böyleyken ben "Radikal solcu" olucam?

"Teröriste selam çakıcam?"

Yuh olsun!

***

Yahu ben sapana bile karşıyım.

Ben, avcılıktan dahi nefret eden, "spor değil, cinayettir!" Diye kendisini paralayan bir insanım.

Ben, 12 Eylül Askeri Darbesi'nin üzerinde tepindiği o bahtsız çocuklardan biriyim.

Ben travmatiğim.

Ben, marazi bir silah karşıtıyım.

***

Pekii...

Hal böyleyken, o aynı ben, nasıl oluyor da, eli silahlı kadınlar olan bir paylaşımı, üzerine bir de, "Yolunuz açık olsun!" Diyerek paylaşıyorum?

Nasıl derin bir paradoks bu?

Ne yaman çelişki?

Bakın o da şöyle oluyor:

Ortalama her kadın, her anne gibi psikopata bağlamakla-bağlayınca oluyor.

Evet tuhaf... Evet dehşet bir çelişki...

Evet, inanması zor...

Ama gerçek.

Silah görünce kaçacak delik arayan ben, çoluğa çocuğa yeltenen bir şerefsiz bahse konu olduğunda...

Irz düşmanı bir sefil bahse konu olduğunda...

Her kim bir çocuğun, bir kadının hayatını yok etmeye kalkıyorsa...

İşte ona karşı, benim de çoğu zaman tanımakta güçlük çektiğim, başa çıkamadığım, çıkmak da istemediğim bir psikopat fırlıyor içimden.

Tıpkı, Özgecan'ın katilini öldürmek isteyişim gibi...

Tıpkı göçmen çadırında tecacüze uğrayan ve kan kaybından ölen yalnızca 17 aylık bebeğin katiline karşı hissettiğim gibi...

Tıpkı milyonlarca hemcinsim gibi, içimden hatırı sayılır bir deli çıkıyor.

Tıpkı, tecavüzcüsünün başını kesip, köy meydanına atan Nevin Yıldırım'a, "Helal olsun... Eline sağlık!" Demişliğim gibi terörize oluyorum.

Hemen hemen tüm kadınlar oluyor.

Hele bizler, yaşadığımız topraklarda çok daha fazla oluyoruz.

Faraza, İskandinav bir kadına anlatamam ben bu çelişkili durumu. Anlamaz. Anlayamaz.

Ama bu topraklarda doğmuş, yetişmiş ortalama her kadın, her anne beni anlar, içimden çıkan psikopatı tanır, bilir.

***

Özetleyecek olursak...

Nazarımda bu yaptıklarınız da kapı gibi bir erkek zulmüdür!

Boyun eğmiyorum!

Ölsem eğmeyeceğim!

***

Kim bilir, belki o paylaşımdaki kadınlar Kürt olduğu için...

Sadece Kürt olduğu için bu faşizan tavır bilinçaltınızdan kopup geliyor.

Hem Kürt, hem silahlı. Eşittir terörist!

Başka ne olabilir, değil mi?

Bir Kürt kadın, "teröre, terör örgütüne hizmet etmenin" dışında başka ne için eline silah almış olabilir. Değil mi?

Bakın bunlar, tam da bunlar....

Bu ülkenin aşmak için mücadele ettiği, aşmak zorunda olduğu, benim de aşsın diye canımın, gücümün yettiğince uğraştığım bir zalim ezber, bir zalim reflekstir!

Yapmayın.

Yazıktır, günahtır...

Ve esas bu ezber, teröre ve teröriste hizmet eder.

O görseldeki kadınlar yine aynı şekilde silahlı olsalardı...

Ama misal, esmer değil de, sarışın olsalardı...

Ve Kürt değil de, tut ki Norveçli kadınların canına tak etmiş olsaydı.

Ve Norveçli kadınlar, IŞİD zulmü altında yok olan binlerce kadın ve çocuğun rövanşı için yola çıkmış olsaydı...

Ve ben de o görseli yine, "yolunuz açık olsun" Diye paylaşsaydım...

....???

Ne dersiniz?

Bana yine bu iftirayı atar mıydınız?

Yine o abaların altından o sopaları gösterir miydiniz?

Bu kentte 30 yıla yakın bir süredir gazetecilik yapan, savaş, şiddet, silah karşıtı bir kadını, o korkunç suçlamayla dilinize dolayabilir miydiniz?..

......????

Sizi Allah affetse de ben affetmeyeceğim.

Kesin bilgi.


Yazarın notu:

Konu yargıda olduğu için ilgili paylaşımın, tek tek büyütüldüğü o kareleri...

Karelerdeki kadınların halini, tavrını, başlarındaki yazmayı-yemeniyi tüm netliğiyle burada ortaya koyma şansından yoksunum.

Yine aynı sebeple, ilgili paylaşımda herhangi bir terör örgütüne ait, her hangi bir terör örgütünü çağrıştıran tek bir görsel olmadığını ispatlayacak şekilde sizlere aktarma şansından yoksunum.

İlgili paylaşımın bana göre tek kusuru, şiddet içermesidir! Ama ben bu coğrafyadaki kadınlar zulme kurban gittikçe o şiddeti hep içereceğim.

Büyük bir ihtimalle, hayatım boyunca eyleme dökemeyeceğim. Asla dökemeyeceğim.

Ama ben hala ve tüm zamanlarda, Özgecan'ın katilini parçalamayı istediğim gibi... Tıpkı tüm diğer kadın, çocuk katliamlarında olduğu gibi psikopata bağlamaya devam edeceğim.

Bunun için, bana böyle hissettiren bir coğrafyada, bana bunları hissettiren erkek zulmünün egemen olduğu bir dönemde yaşadığım için üzgünüm...

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.