Yumrukta adalet!

Mahmut Çakmak 24 Nisan 2019 Çarşamba, 14:07

Öncelikle belirtmek isterim ki, bu yazı haklı ya da haksızı tespit etmek amaçlı değil, sosyolojik bir durumu ortaya koymak açısından kaleme aldığım bir yazıdır.

                On yıllar boyunca, onbinlerce evladını PKK terörüne kurban veren bu milleti; siyaseten ne yaparsanız yapın ikna etmeniz mümkün değildir.

                Gençliğin baharındaki evlatlarını toprağa veren bir anne ve babanın acısını bırakın anlamak, o acının yakından bile geçmek imkansızdır.

                Öncelikle kabul etmemiz gereken konu, bu milletin kahir ekseriyeti, yaşanan bunca acıdan sonra, PKK ve türevlerine karşı geri dönüşü olmayan ve yumuşamayacak bir nefretin oluştuğu gerçeğidir.

                Bu durum on yıl önce de böyle idi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak...

                Bu milletin verdiği bu ortak refleksin, üslubunun veya şeklinin doğru ya da yanlış olduğunu tartışabiliriz ancak adaletli olmadığını kesinlikle söyleyemeyiz.

                Neden mi?

                Çünkü bu milletin verdiği tepkinin siyasi bir tarafı yok. Hangi siyasi parti olursa olsun, bu örgüt ve siyasi uzantıları hakkında net bir tavır sergilemiyor ve yuvarlak cümleler kurmaya başlıyorsa, bu milletin kahir ekseriyetinin tepkisini üzerine çekiyor.

                Hatırlayın,

                Ak Parti'nin 2008 sonunda gündeme getirdiği "Kürt açılımı" söylemlerinin, belli konularda eyleme de dönüşmesi sonrasında, toplumda ciddi tepkiler oluşmaya başlamıştı.

                19 Ekim 2009 tarihinde Habur Sınır Kapısından Türkiye'ye giren PKK'lıların davul zurna ile karşılanması ve orada kurulan mahkeme ile beraat ettirilmeleri o dönem de milletin sinir uçlarına dokunmuş ve bu durum Ak Parti'ye karşı özellikle şehit cenazelerinde ciddi bir sözlü ve fiili saldırıya dönüşmüştü.

                Yine hatırlayın,

                19 Nisan 2010 tarihinde Kayseri'deki bir şehit cenazesine katılan Ak Partili Bakan Taner Yıldız'a yumruklu bir saldırı düzenlenmiş ve Taner Yıldız'ın burnu kırılmıştı. Bu olayı yapan kişi de olay sonrasında "Bu yumruk, Türk Milletinin yumruğudur." diyerek yaptığı olayı sahiplenmişti.

                Gelelim bugüne...

                24 Haziran 2018 Genel seçimlerinde HDP'nin barajı aşması için, CHP'nin vermiş olduğu örtülü desteği hepimiz hatırlıyoruz. Aynı şekilde 31 Mart 2019 yerel seçimlerin de ise, bu sefer HDP'nin CHP'ye verdiği aleni desteği de hepimiz biliyoruz.

                Bu dar alandaki ikili paslaşmaların her ikisi de milletin gözünün önünde gerçekleşmiştir ve her iki seçimin sonucu da bu paslaşmanın doğruluğunu şüpheye yer bir bırakmayacak bir şekilde teyit ve tasdik etmiştir.

                PKK terör örgütü ile arasına mesafe koyamayan/koymayan HDP'nin desteği ile İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir belediye başkanlığını kazanan CHP'ye karşı toplumda oluşan tepkinin kaynağını, öncelikli olarak CHP kendi içinde sorgulamalı ve ona göre adımlarını atmalıdır.

                CHP, hem seçim sonuçlarını tek başına sahiplenip, büyük bir iş başardığının havasını atacak, hem de milletten, HDP'nin bu başarıdaki rolünü gizlemeye çalışacak? Bir de bu durumu gizlemeye çalışırken, milletin aklı ile alay edecek!

                Her ne kadar sevmesem de HDP Eş Başkanı Sezai Temelli'nin söylediği "Ekrem İmamoğlu da, Mansur Yavaş da kazandılarsa, HDP'nin sayesinde kazanmışlardır. Bu gerçeği bilerek ve ona göre hareket etmek zorundadırlar." şeklindeki sözlerinin doğruluğunu teslim etmek gerekiyor.

                Durum bu kadar net ve tüm bileşenleri ile ortada iken, CHP'nin toplumun sinir uçlarına dokunmanın vereceği rahatsızlığın bir toplumsal tepkiye dönüşebileceğini, hesaba katamadıklarını düşünmek pek akla uygun görünmüyor.

                Geçen Pazar Günü Ankara Çubuk'taki şehit cenazesinde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yumruk atmaya kadar varan tepkinin, bu çerçeve de değerlendirilmesi gerekmektedir.

                Yine söylüyorum, bu türden tepkilerin şekli, dozajı, yeri ve zamanı konusunda doğruluğunu yanlışlığını tartmadan toplumsal bir refleks olarak baktığımızda, sosyolojik olarak sonuna kadar adaletlidir. 

                2010 yılında Taner Yıldız'ın yediği yumrukla, 2019 yılında Kemal Kılıçdaroğlu'nun yediği yumruk arasında yer, şekil, zaman ve dozaj açısından hiçbir farklılık yoktur.

                Bu noktada CHP'nin yapması gereken tek şey, ya Kılıçdaroğlu'na atılan yumruğu, Taner Yıldız'a atılan yumruk sonrası Sözcü'nün manşetindeki gibi "yumruk terapisi" olarak kabul edecek ve ona göre bir özeleştiri yapacak, ya da bu türden tepkileri öngörüp, nereye, ne zaman ve nasıl katılacağını bilecek.

                Bunun haricinde ortaya atılan ve mağdur edebiyatı yapılan bütün söylemler, içi boş birer iddia olarak ortada kalır. Bu türden iddiaların da ne ülkeye ne de CHP'ye bir faydası olur.

                "Yazın yediğin hurmalar, kışın gözünü tırmalar."

Olay bu kadar basit ve nettir. Bu durum dün de böyleydi, bugün de böyle

                Son bir söz, hazır Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Lideri Devlet Bahçeli "kan kardeşliğini" açıklamışken, Kemal Kılıçdaroğlu ile Taner Yıldız da "yumruk kardeşliğini" açıklasınlar ve bu konu da burada kapansın...