Siyahtır Şubat, Simsiyah!

Aslıhan Güngörmez 17 Şubat 2015 Salı, 13:45

Her ayın bir rengi vardır bilinçaltımda. Ocak beyazdır; en klasiğinden... Yeni yıl, yeni başlangıçlar klişesinden...  Nisan pembe, Temmuz sarı, Eylül mavi, Ekim ise tüm sararan yapraklara inat yeşildir örneğin. Ama Şubat simsiyahtır!  1'inden 17'sine, 28-29'una kadar simsiyahtır! 2010 yılından beri...

Dedem, nam-ı diğer 'Büyükbabam'...

Beni büyüten adam; ama kelimenin hakkını vere vere 'adam'!

Karakterindeki bütün ezberleri benim için bozan,

"O haber ya da maç izlerken gürültü yapmak mı? Aman Allah!" Diye düşünerek, 2 yaşındaki beni susturmak isteyenleri "Niye susturuyorsun çocuğu bırak oynasın!" diyerek susturan,

İki kızına da göstermediği anlayışın en alasını üçüncü kızı- ilk torununa gösteren,

"Büyükbaban çok kızar!" Diye düşünülen herhangi bir şeye kızmak şöyle dursun, gülerek yanıt veren,

2-3 yaşımdan  13-14 yaşıma kadar, ya Stadyum'a ya da Heykel'e uzanan akşam yürüyüşlerine eşlik ettiğim,  dönüşte ise -yaşıma oranla- çikolata, cips, kontör gibi şeylerle ödüllendirildiğim,

İlkokul yıllarımda -okula götürülüp getirilme çağlarımın ardından- camda, ben köşeyi dönene kadar bekleyen, ortaokul-lise hatta üniversite yıllarımda ise çalar saatliğimi yapan,

Her sabah önce meyvesini yiyen, kahvesini - sigarasını içen ve ardından mutlaka her sabah tıraşını olup, takım elbisesini giyen, kravatını takan, asla bakımsız, saçı dağınık, sakallı göremediğiniz,

Her akşam iki duble rakısını içen, ama büyük bir keyifle-özenle içen,

Eğer kahve içmek istiyorsa ve benim eve geliş saatim yaklaşmışsa, beni bekleyen, benden başkasının elinden kahve içmeyen, bu kahve ritüeline de "Kolun mu ağrıyor Aslı senin?" Şifresini koyan,

Herkes ilk gençliğinde evin büyüklerinden gizli iş yaparken, tam aksine benim suç ortaklığımı yapıp, evin diğer fertlerinden gizli iş yaptığımız,

Bir dediğimi iki etmek şöyle dursun, bir kez dahi söyletmeden yapan,

O, evin prensesi, büyükbabasının gözbebeği, özünde şımarık, kaç yaşına gelirse gelsin evin küçük kızı tavırlarımın kaynağı olan,

'Sevdiğini en son yoğun bakımda görmek' acısını onunla öğrendiğim,

Evdeyken bilgisayar ekranından, hastane koridorunda ise o minicik ekrandan onun yatağını görmek ona söylemek istediklerime yetmeyince "Sadece 5 dakika, lütfen!" Diye doktorlara yalvarmanın ne demek olduğunu öğrendiğim,

17 Şubat 2010'dan beri yanımda olmayan adam...

Büyükbabam!

Herkes Sevgililer Günü'nü kutlarken, ben seni son kez bilincin yerinde gördüm. Son kez karşılıklı konuştum. İşte o zaman 14 Şubat ve tüm Şubat kırmızı olmaktan çıktı benim için! Hastaneye giderken bile, belki de çıkamayacağını hissederken bile, "Kaçırma otobüsünü;  git Tekirdağ'a. Ben iyiyim! Gerçekten iyiyim!" Demelerini iyi ki dinlememişim. (Hayattaki en büyük 'iyi ki'm sanırım hep bu olacak!)

Ben hala çok özlüyorum seni. Ben hala eksikliğini en derinimde hissediyorum senin. Benim hala yüreğim sana aç!

Hala "Kolu ağrıyor 'Pıstık'ının, 'Şekerli'nin"! Bol kahveli az şekerli Türk kahvesi ile yanına gelip de, büzük dudakla "Püüüfff! Ben çok sıkıldım ama Büyükbaba!" demeyi istediğim o kadar çok anım var ki hala...

Unutmadan, hani "Ben bugün bunu takıyorum Büyükbaba haberin olsun" dediğimde, "Senin hediyen zaten. Al senin olsun, giderken götür yanında. Soğuktan korur seni" dediğin ama ben yanımda götüremeden senin bana bırakıp gittiğin o kaşkol var ya... O karlı 2010 kışında olduğu gibi karlı 2015 kışında da o kaşkol ısıtıyor beni! Tıpkı varlığının hayatımın 23 yılını sımsıcak ısıttığı gibi...

17'sini yok saymayı istesem de her Şubat'ın 1'inde  "İyi ki doğmuşsun" denmeyi sonuna kadar hak ediyorsun Terzi Veli Usta!

Huzurla uyu, nurda uyu ADAM'IM...