SON DAKİKA
Hava Durumu

YAŞAR KEMAL

Yazının Giriş Tarihi: 24.04.2022 14:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.04.2022 02:00

Öyle insanlar vardır ki onlar hep sonsuzluğun bir parçası gibi gelir düşündükçe…

Akıp giden, sürekli değişen toplumun hiç değişmeyen sembolleridir. Onlardan biri aramızdan bedenen ayrılıverdiğinde yer yerinden oynamış gibi hissederiz.

Bugün Yaşar Kemal’i yâd edelim istiyorum. O bu toplumun vazgeçilmez bir parçasıdır. Öldüğünde  “Ağrı Dağı birdenbire yok olmuş gibiydi” bir yazarın tarifiyle…

Onun ardından çok yazı yazıldı, haber yapıldı, belgesellere konu oldu, çok konuşuldu. Bundan sonra da, bizden sonra da onunla ilgili konuşulacak. İnsanlığı nasıl kucakladığını hiç unutmayacağız. Bizi bu kadar iyi tanımasına şaşırmaya devam edeceğiz.

Büyük bir yazarı tam anlamıyla tanımak mümkün mü? Denizi tarif etmek gibi düşünün. Rengini, kokusunu, tuzunu, yakamozunu anlatmaya çalışabilirsiniz bu doğru ama hiçbiri yeterli olmaz.

Sadece Türk Edebiyatı'nda değil dünya edebiyatında da görkemli anlatımı, coşkusuyla yeri büyük, izi büyük bir ustadır o. Yakın tanıyanların anlattıkları öyle keyiflidir ki.

Mahallesindeki bütün çocukların onu nasıl sevdiklerini dinlemek mesela… Onlarla uçurtma uçurup top oynadıklarını, ahbaplık ettiklerini, onu gelirken gördükleri anda çocukların bir ağızdan sevinçle bağırmaya başlayıp ona doğru koşmaya başladıklarını…

O kalabalık hallerine rağmen bir yazarın bütün yalnızlığına, huzursuzluğuna sahip olduğunu söyler yakınları… Geceleri kendini evden dışarı atıp, tek başına yürüdüğünü, kırlara gittiğini…

“Yazarlık öyle kolay değildir. Hayatın bütün kanını, kirini, kokusunu bileceksin, onu sırtında taşıyacaksın, kasaplık gibidir yazarlık, sert ve dayanıklı olacaksın” diye öğüt verdiği bir gazeteci yazarın onunla anılarından söz ettiği bir yazısında okumuştum bu öğüdünü.

Yazdıklarıyla dünyayı sarsmış biri o.

Dicle Nehri’nin çağıltısı… Çukurova’nın oğlu… 3.5 yaşındayken avluda koyun kesen babasını merakla izlerken onun elinden fırlayan bıçağın sağ gözünün üstüne saplanmasıyla o gözünü kaybeden o güzel çocuk ilk acısını böyle yaşayan biri. Babasını gözünün önünde bıçakladıklarında sadece “Yüreğim ağrıyor” diyen, bu olaydan sonra 12 yaşına kadar da kekeme kalan, sadece türkü söylediğinde dilinin bağı çözülen Âşık Kemal.

İnce Memed’in yazarı… Bu ülkenin taşını, toprağını, envai çeşit çiçeğini hatta dikenini bile sayfa sayfa anlattı bize. Kokuları duyurdu, renkleri gösterdi, destanla gerçeği birleştirdi. Yoksulluğu iliklerimizde hissettirdi. Bütün insanları, insanlığı kucaklamıştı.

Onu anlatabilmek mümkün değil. Eksik kalacağını bile bile başladım yazıya. Bir efsaneyi onun anlattığı gibi anlatabilseydim belki bir ihtimal vardı. Yaşar Kemal gibi anlatabilmekle ilgili, aklıma geldiğinde gülümsediğim bir anekdot var aklımda;

Arzuhalcilik yaptığı bir dönem var. Dertli bir köylü gelip yazdırır dilekçesini. Adliyeye girecekken geri döner Yaşar Kemal’in yanına, gözleri yaşlıdır ve der ki: “Neler yaşamışım ya hu. Neler gelmiş başıma. Bu kadar da olmaz ki.”

Bizi bizden iyi anlatana… Büyük hürmetimle ve inancımla…

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.