Zeynep Edebali... O gerçek bir Denizyıldızı

Bu, gerçek bir denizyıldızı olan Zeynep Edebali ve O'nun dünya güzeli annesi Şükran Edebali, babası İsmail Hakkı Edebali ve Zeynep'in üzerine titreyen abilerinin hikayesi...

Röportaj, 09 Aralık 2017 Cumartesi, 20:31
Zeynep Edebali... O gerçek bir Denizyıldızı

Bu, gerçek bir denizyıldızı olan Zeynep Edebali ve O'nun dünya güzeli annesi Şükran Edebali, babası İsmail Hakkı Edebali ve Zeynep'in üzerine titreyen abilerinin hikayesi... Bu röportajda protokol sıralamasının bir önemi yok. Hatta bu röportajda gerçek sevgi ve emek dışındaki hiçbir şeyin önceliği ve önemi yok. Tam da bu sebeple, Yıldırım Belediye Başkanı İsmail Hakkı Edebali ve Eşi Şükran Edebali ile yapılmış bir söyleşi değil bu. Ben bu söyleşiyi, yüreği, cesareti ve analığı kocaman bir kadınla ve O'nun yine yüreği kocaman olan eşiyle yaptım. Başlarken dediğim gibi, bu söyleşide gerçek bir denizyıldızını tanıyacaksınız. Üç erkek evladın ardından Edebali ailesine katılan Zeynep Edebali'yi ve Zeynep'in muhteşem ailesini... Şükran Hanım'ın deyimiyle, anne kızın gerçeği kelimenin tam anlamıyla ilk görüşte aşk... Gerçekten de öyle olmuş. Şükran Edebali, daha bir buçuk yaşındayken Sevgi Evi'nde gördüğü Zeynep'e, O'nun kapkara, mahsun gözlerine vurulmuş. Öyle bir vurulmak ki, bir annenin evladına yazabileceği en güzel şiiri kaleme aldırmış Zeynep'in gözleri annesine... Ve küçük kız daha başını göğsüne koyar koymaz karar vermiş: "Sen benim evladım olmalısın, ben de senin annen..." Zeynep'le ilgili tek bir soru sormamış Sevgi Evi'ndeki yetkililere... "Ailesi kim?" diye sormamış. "Bu çocuk nereden geldi?" diye sormamış. Hem öyle şeyleri zerre kadar umursayan bir insan olmadığı için... Hem de gerçek sevgide lüzumsuz hiçbir detaya ihtiyaç olmadığı için... Ve gün gelmiş, Şükran Edebali, ilk görüşte vurulduğu dünya güzeli Zeynep'in gerçekten annesi olmuş... İsmail Hakkı Edebali de gerçekten babası... Zeynep'i bildiğim ilk günden beri yapmak için yanıp tutuştuğum, haber beklediğim bir söyleşiydi. Ve sonunda beklenen gün geldi. Aslıhan Güngörmez, Mercan Özaydınlı ve ben, Zeynep Edebali'nin evine konuk olduk... Ve tıpkı Şükran Hanım gibi biz de ilk görüşte aşık olduk güzel Zeynep'e... (Bu arada, kısa bir süre içerisinde söyleşiye gittiğimizi unutup, Zeynep'e oyun arkadaşı olan Aslı ve Mercan'ın o akşamki halini ve en son her üçünü salonun ortasında birbirlerini süslerken gördüğüm andaki kendi ruh halimi kelimelere dökmem gerçekten çok zor.) Gerçekten muhteşem bir aile... Haline, tavrına, insanlığına, vicdanına, kalbine hayran olduğum Şükran Edebali... Kız babası olmanın çok ama çok yakıştığı İsmail Hakkı Edebali... O kadar yakışmış ki İsmail Hakkı Edebali'ye üç erkek çocuktan sonra kız babası olmak... Akşam geç vakitlere kadar sarkan toplantılarda darlandığı, biran önce eve, Zeynep'e gitmek için çabaladığı duyumum bile doğruymuş. Daha da güzeli... (Ki iki kız annesi olarak en çok da buna bayıldım.) Eskiden kız çocuğu babası olmak istemezmiş Edebali. Feodal tavır falan değil... Asla değil. Korkudan! "Sen seveceksin, bakacaksın, büyüteceksin. Sonra bir haydut gelip kızını alacak!" O kadar gerçek, o kadar güzel anlattı ki bu endişesini... Kız evladı olan her anne babanın zaman zaman korktuğu bir şeydir bu. Edebali de, bu korku nedeniyle Zeynep'i görene kadar kız babası olma fikrine uzakmış. Ve fakat, O da, taaa ki Zeynep'i görene kadar. Şimdi Belediye'den çıktığı gibi evine gidiyor. Daha doğrusu, eve gidip kızıyla oynayabilmek için bazı toplantılardan hafiften kaytarıyor! Zeynep'e her akşam bildiği tek masal olan Keloğlan'ı anlatıyor. Zeynep'in abileri Yekta, Yusuf ve Uğur da tıpkı anne ve babaları gibi güzel insanlar... Zeynep en küçük Abisi Uğur'un odasına el koymuş. Büyük abiler Zeynep ne derse, ne isterse yapıyor. Biz o akşam, o evde gerçekten insana denk geldik. İyiye, güzele, sevgiye... Ne mutlu size... Başta Zeynep olmak üzere tüm Edebali ailesinin hak ettikleri güzel hayatı sonsuza kadar yaşamaları dileğiyle... Özlem Buğday Yağmur Röportajı... 


* Şükran Hanım, sizin Zeynep'le olan başlangıcınız gerçekten ilk görüşte aşk mı? Doğru. Bizimki tam olarak ilk görüşte aşk... Benim üç erkek evladım var. Ve hep bir de kızımın olmasını isterdim. Hayalimdi bir kız evlat edinmek. Çocukken bile hayal kurardım. "Bir evim olsun, içinde çocuklar... İhtiyacı olan çocuklar... Seveyim, yedireyim, içireyim... Hep böyle hayallerim vardı. Hatta Sosyal Hizmetler'de bir Müdire Hanım vardı, onunla görüşmüştük olabilir mi diye. "Olabilir" demişti koruyucu aile olarak. Sonra biz bir gün ekip olarak, Müdire Hanım'ı Sosyal Hizmetler Sevgi Evi'nde ziyarete gittik. Biz o gün 1 ile 3 yaş arası çocukların olduğu bir eve gittik. 20 - 25 çocuk vardı. Herkes çok çok mutlu, kız, erkek çocuklar... Bizleri görünce daha da mutlu oldular. Şimdi tabii o çocukları görünce seviyorsun, ilgileniyorsun, sarılıyorsun. Hepsi oynuyor, zıplıyor, seviniyor bizi gördü diye. Yalnız, içlerinden bir kız çocuğu, sadece bir kız çocuğu, öylece duruyor bir köşede. Ne gülüyor, ne oynuyor, öylece duruyor. "Bu normal mi?" diye sorduk. "Şu anki tepkisi normal" dediler. Aile doğar doğmaz bırakmış çocuğu. Daha sonra O'na bir kadın bakmış ve biz orayı ziyaret etmeden kısa bir süre önce de bakıcısı çocuğu getirip kuruma bırakmış. Daha doğrusu, kadın gerçekten çok severek bakmış çocuğa, bırakmayı da asla istememiş ancak ailevi sebeplerden ötürü hem de hiç istemeyerek, çok üzülerek bırakmak zorunda kalmış. Öyle bir haldeydi ki çocuk... Düşünsenize, kurumu ziyaret sırasında O'nu yanıma çağırdım, önce gelmedi. Ekipten birkaç arkadaş çağırdı, gitmedi. Böyle küskün, boynu bükük, dünya güzeli bir çocuk... Bir daha çağırdım, bu kez geldi kucağıma, başını göğsüme koydu ve tam bir saat boyunca başını göğsümden kaldırmadı. * Nasıl bir ihtiyaç duymuşsa anne sevgisine... Başını bir kaldırdı ki, ter içinde kalmış başı... Kurum yetkililerine dedim ki, "Ben bu çocuğu bırakmak istemiyorum. Artık O'nu bırakamam." Hiç sorgulamadım; çocuk kimdir? Ailesi kimdir? Nedir? diye... Hiçbir şeyi sorgulamadım. Sadece o andan sonra bir daha çocuktan ayrılamayacağımı anladım. * Kimseye sormadınız mı? Sormadım. * İsmail Bey'e? Hiç... İsmail Bey'in haberi bile yoktu. * Gerçekten mi? Yemin ediyorum, hiç kimsenin haberi yoktu. * Çocuklarınızın da haberi yok? Yok. Sadece küçük oğlum Uğur'a demiştim, böyle bir ziyaret olduğunda bu eve bir kardeşle dönmek isterim. O da "anne ben zaten kardeş istiyorum' demişti. * Ne güzel bir çocuk Uğur... Evet. Çok iyi bir yürekli çocuk. "Anne benim kardeşim olsun" dedi. * Zeynep Kaç yaşındaydı o zaman? Bir buçuk yaşındaydı. Herkes şaşırdı. O kadar çocuk varken niye Zeynep? Ama başını göğsüme bir koydu... "Tamam" dedim, "sen benimsin. Evladımsın." Hiçbir şey sorgulamadım, ailesi kimler? Geçmişi ne? Hiçbir şey... Çünkü ben öncelikle kızıma daha ilk görüşte aşık olduğum için istedim, Allah rızası için istedim, benim için hiç önemli değildi ailesi. O insanların kim olduğu, nereli olduğu hiç önemli değildi. * Ne mutlu size... Peki ya sonra? Ondan sonra prosedürler devreye girdi. İsmail Bey'le bizim gitmemiz gerekiyormuş başvuru için. Biz tabii bunları sonradan öğrendik. * O gün eve getiremediniz? Yok, getiremedim. Geldim eve, Uğur'a söyledim. Uğur çok mutlu; "anne kaç yaşında? Konuşuyor mu?" falan diye bir sürü soru soruyor. Oysa konuşmuyor... Gözleri ıslak, üzgün bir kız... İsmail Bey akşam gelince dedim ki; "İsmail Bey biz bugün ziyarete gittik. Böyle böyle bir çocuk var, O'nu eve getireceğim. Şöyle bir baktı; "emin misin?" dedi. "Evet, eminim. Getireceğim" dedim. "Bakabilecek misin?" dedi. "Bakacağım" dedim. Ben zaten karar vermiştim, beynimde hep vardı. Bakacağım dedim. Hiçbir şey sorgulamadı. Hiç abilerine de söylemedik. İsmail Bey'e de o gece söyledim. Ertesi gün hemen hastaneye gitmemiz gerekiyormuş. Göğüs filmi, vesaire bir sürü prosedür varmış. İsmail Bey'e kağıtlar geldi Sosyal Hizmetler'den, imzaladı.  * Sorgu sual yok, bi duralım, bir düşünelim demek yok? Yok. Hiçbir şey demedi İsmail Bey. Mevlam diyorum ki; öyle bir kararlamış ki... İsmail Bey Belediye Başkanı olduktan çok kısa bir süre sonra Zeynep doğmuş. 30 Mart'ta İsmail Bey Belediye Başkanı oldu. 5 Nisan'da da Zeynep doğmuş. Zeynep oradan geliyor buraya... İsmail Bey Belediye Başkanı olmasaydı, o gün ekiple Sevgi Evi'ni ziyarete gitmeseydim... Sosyal Hizmetler artık çok kurallı bir kurum. Her ziyarete falan izin vermiyorlar. Yemek bile götürdüğün zaman onlar bir tahlilden geçmeden içeriye alınmıyor. Eskiden öyle değildi. Bizim şansımız işte. Kader bizi Zeynep'le buluşturdu. Abilere de hiç söylemedik. İki abi zaten İstanbul'daydı, sonradan anlattım. "Ya anne nasıl olacak?" falan diye sordu çocuklar. "Artık O'nun annesiyim, getireceğim" dedim. Ve kızımızı evine getirdim. İlk iki gün o çocuk nasıl uyudu biliyor musunuz? Hiç kıpırdamadı yatağın içinde. O kadar korku doluydu ki... Zaten orada da hep bir korku içindeydi, çünkü alışamamıştı. Diğerleri doğar doğmaz gelmiş, Zeynep bakıcısından ayrılıp 1,5 yaşında gelmiş. Hep ağlıyordu; "Annem gitti, annem beni bıraktı" diye...

Ben Kızımın Gözlerine Şiir Yazdım

   * Aile Bursa'da bir bakıcıya mı bırakmış çocuğunu? Evet. Zeynep aslında Bursa'da doğmamış. Baba getiriyor, Bursa'da bırakıyor. O'na bakacak olan kadına da biz size her ay para vereceğiz diyor. * Çocuk doğar doğmaz getirip bırakmış? Doğduğu gibi getirip bırakıyor. Ondan sonra da ne para vermişler, ne arayıp sormuşlar... * Getirip bırakmış ve gitmişler..! Evet. Maalesef böyle. Sağ olsun, bakıcı kadın gerçek anneden çok daha merhametli bir insanmış. Bir buçuk yıl Zeynep'e bakmış parasız. Ve hala daha bakmak istemiş aslında. Çok seviyormuş. Ancak bırakmak zorunda kalmış. Bıraktıktan sonra iki kez ziyarete gelmiş, ikisinde de hüngür hüngür ağlamış. O kadar ağlamış ki, bırakmak istememiş. Zaten Zeynep onu annesi biliyordu. Evimize ilk geldiğinde Zeynep'te reflü vardı. "Anneeemmm!" diyor, istifra ediyordu. "Annem gitti, annem beni bıraktı" diye ağlıyordu sürekli.  Üzüntümden ilk ay 5 kilo verdim. Çok zor bir süreçti. Ama o gözleri var ya kızımın... Ben O'nun gözlerine şiir yazdım. * Gerçekten mi? Gerçekten. O gözleri var ya... O bakışları asla unutmam. Zeynep ilk eve geldiği gece İsmail Bey Ankara'daydı. İkinci gün geldi. Zeynep bulaşık makinasının yanında, köşede durmuş böyle... İsmail Bey görünce o kadar üzüldü ki. "Çocuğu nasıl bırakırlar böyle Şükran? Nasıl bir şey bu Ya Rabbim!" diye isyan etti. Derken İsmail Bey'le de serüveni böylece başladı. Ben hatta "İsmail Bey kabul etmezse, çocuklar da kabul etmezse n'aparım?" diye çok düşündüm. Ama çocuklarımın, İsmail Bey'in yüreğini o kadar iyi tanımışım ki... Ve Zeynep'i o kadar çok sevdiler ki... Zeynep ilk zamanlar çok korkuyordu; "Annem gidecek" diyordu. Benim de gideceğimi zannediyordu. Anneler hep bırakıp gider korkusu yerleşmişti kızımda. İlk anne zaten doğurduğu gibi bırakmış. Bakıcısını anne biliyor. O da bırakmak zorunda kalmış. Benim de bırakıp gideceğimden o kadar çok korkuyordu ki size anlatamam... * Zeynep size "Anne" dedi mi hemen? Tabii... Ama zaten O da ilk gördüğü herkese anne diyordu. Sevgi Evleri'ndeki çocukların hepsi bunu yapar. Kızım o zamana kadar hiç erkek görmemiş. Büyük ihtimalle bakıcısının eşi O'nu sevmiyormuş, erkeklerden çok korkuyordu. Abileri görüyordu tedirgin oluyordu. Babayı görüyordu tedirgin oluyordu. İsmail Bey dedi ki; "Şükran senden sadece bir şey istiyorum; Zeynep'e beni sevdirmeye çalışma! Sürece bırak. O ne zaman isterse o zaman..." * Doğru bir tavır. Evet, "zorlama, kendi isteyerek, istediği zaman beni sevsin" dedi. Derken, Zeynep ve İsmail Bey, baba kız çok büyük bir sevgiyle birbirlerine bağlandılar. Sonra aile kavramı zihninde oluştu. "3 abim var, annem var,  babam var" derken, şu an evin hakimi Zeynep. Her şey Zeynep üzerinden gidiyor. Zeynep ne isterse o oluyor. Önceleri çok korkuyordu, sonra sonra alıştı. "Annem bir yere gidince beni bıraktı" zannediyordu. Ben ona, "programım var, gideceğim. Ama bir saat sonra geleceğim" diyordum. Korksa da geleceğimi biliyordu, gelince rahatlıyordu. Mutlaka O'na söz verdiğim saatte dönüyordum. * Anneler arada gider, ama geri gelirler. Bunu zamanla anladı? Evet. Ama hala bir korkusu var, biz İsmail Bey ile Hac'ca giderken ev ortamını hiç bozmadık. Anneanne falan geldi, abiler, sağ olsun yardımcımız evde Zeynep'leydi. Yine de, 14 gün kalıp gelince bizden acısını çıkarttı. "Sen beni bırakıp gittin, sen niye Hac'ca gittin, niye beni götürmedin, ben yalnız kaldım" diye tam bir ay boyunca naz yaptı kızım bana. * Ve siz kız annesi olmanın nasıl güzel bir duygu olduğunu Zeynep'le yaşadınız? Çok ama çok güzel bir duygu. Bir kere senin gibi oluyor. Erkek çocuğu çok daha farklı. Erkek çocuğu daha soğuk. Oyunları bile seninle değil mesela. Ben evde sarma yapıyorum, Zeynep geliyor hemen benimle sarma yapıyor. Ben bir şey yapıyorum, o da hemen "Annecim, ben bulaşık yıkayabilir miyim?" diyor. O da aynı senin gibi hareket ediyor. Muhteşem bir duygu. * Zeynep'in yasal olarak da evladınız olduğu süreç nasıl işledi? Çok zorlandık. Belediye Başkanı'dır, onlara ayrıcalık yapılmıştır diye düşünmeyin. Böyle bir şey asla söz konusu olmadı. * Koruyucu aile olarak mı başladınız? Üç çocuğumuz olduğu için önce koruyucu aile olarak başlamamız gerekiyordu. Kendi çocukların varsa önce evlat edinme başvurusu yapamıyorsun. Direkt koruyucu aile olarak müracaat ettik ve yasal prosedür tamamlanıncaya kadar da endişeyle bekledik. * Haliyle... Oyun değil ki bu başta Zeynep olmak üzere hepiniz için büyük travma olurdu! Tabii... Yasal prosedürün olumlu sonuçlanmama ihtimali bile bizi kahrediyordu. Ben zaten öyle bir şeyi düşünemiyorum! Baba, abiler falan dedi ki zaten "asla vazgeçmeyiz." İsmail Bey dedi ki, "Bunun için gerekirse Cumhurbaşkanı'na çıkacağım! Ben Zeynep'ten ayrılamam!"

Kızımla Bizi Kader Buluşturdu

  * Rivayet odur ki, İsmail Bey'in Zeynep geldiği günden bu yana akşamları geç vakte kadar sarkan toplantılardan biran önce çıkmak ve eve gitmek gibi bir tavrı varmış? Şükran Edebali: Doğru. Sırf Zeynep'i görmek için oluyor gerçekten. Eskiden böyle değildi. Zeynep evimize geldiği günden bu yana biran önce eve gelmek için kızıyla oynamak için çabalıyor İsmail Bey. Erkek çocuğu en fazla arabayı alıyor, arabayla oynuyor. Zeynep diyor ki; "Babacım sana makarna yaptım. Nefis yaptım." Fırında pişiriyor, tavada hazırlıyor... İsmail Bey de onu yiyor, "çok güzel olmuş kızım" diyor. Öyle deyince çok hoşuna gidiyor. Sonra istekleri geliyor. "Babacım bana yeni fırın alır mısın? Fırınım bozuldu da..." diyor. Evde neşe kaynağımız Zeynep. Bizim abiler pek konuşmayı sevmez. İsmail Bey de öyle... Ben de nereye kadar onları güldürmek, eğlendirmek için uğraşacağım? Ben neşeliyim, konuşmayı seviyorum. * Abileriyle arası nasıl Zeynep'in? Abilerinin çok faydası oldu. İnanılmaz seviyorlar Zeynep'i. Çok düşkünler kardeşlerine. Ben bazen diyorum; "Annesi Zeynep'i benim için doğurmuş." Çünkü ben bir oğlumu kaybettim. Yaşasaydı 18 yaşında olacaktı. Ben demek ki kız çocuğu doğuramayacakmışım. Annesi benim için doğurmuş * Bu arada size bir şey söyleyeyim; Zeynep'i siz doğurmış olsaydınız ancak bu kadar benzerdi size. Bunu çok söyleyen oluyor. İsmail Bey'e de benzetenler oluyor, bana da çok benzeten oluyor. Bazen diyorlar ki, "farklı hissetmiyor musun?" * Aslında ben de bunu sormak istiyordum ama konuyu buraya nasıl getireceğimi bilemiyordum. Asla, asla fark yok. Hissetmiyorsun. Senin yedirip içirdiğin, senin uyuttuğun, senin giydirdiğin, senin tavırların, senin kokun... O sen oluyor. Evlatlarımızın arasında asla bir fark olamaz. O'na çok daha düşkünüz. Yarın öbür gün kızım durumu öğrendiğinde üzülecek diye üzülüyorum, bu kez sevgisi daha da artıyor. Diyorum ya; ben bunlara hazırlıklıydım. İsmail'in Bey'in hiçbir şeyden haberi olmadan... * Hayran kaldığım bir emrivaki yapmışsınız siz. Aynen öyle. "Ben getiriyorum" dedim ve getirdim. "Ne yapıyorsun sen? Böyle bir şeyi nasıl yapabilirsin?" demedi. Kader bizi bir şekilde buluşturdu diyoruz. Her şey bir gün içinde oldu ve bir hafta sonra Zeynep evimizdeydi. Zeynep'e çok güzel albümler hazırladım; giderken, getirirken... Barış Manço Kültür Merkezi'nde mevlüt okuttum kızım için. Herkes bilsin istedim. Ben artık bu çocuğun annesiyim! Bu bir heves değil, samimiyetsiz bir şey değil. O artık benim evladım. Deniz yıldızı misali... Bu benim artık. İyisiyle kötüsüyle o benim kızım. * Ya zorlandığınız zamanlar?.. Çok zorlandığım zamanlar oldu. Çünkü travma geçirmiş bir çocuktu. Üç çocuğumdan daha çok zorlandım. Üç çocuğumdan daha çok emek harcadım. Sinir krizleri geçiren, atakları olan bir çocuktu. Kızımın ilk halini bilenler ve şimdi görenler diyor ki; çiçek bir çocuk olmuş, yaprak yaprak açılan bir çiçek olmuş diyor. Abileri etrafında pervane gibi. Gece uyurken düşecek diye etrafına yastıklar, minderler diziyorlar. Zeynep'e bir şey olacak diye ödleri kopuyor.

İnsan Yüreğinin Sesini Dinlemeli

* Şükran Hanım bir gün size, "bizim bir kızımız oldu" dedi. Doğru mu anladım? İsmail Hakkı Edebali: Evet. Ben Ankara'daydım. Şükran Hanım aradı, "eve geldiğinde bir evladın daha olacak, senden hiçbir şey istemiyorum. Sen sadece evet de!" Dedi. "O'na ben bakacağım, sizdeki yükü de ben alacağım" dedi. Ertesi gün eve geldim, kızımla tanıştım. Ses yok, seda yok. Konuşmuyor. Sevgi Evi'ndeyken bir tane oyuncağı varmış, sallanan at... Onun dışında hiçbir şeyi sevmiyordu. Aynısından buraya da aldık. Sonra, başladı süreç. Bir süre sonra biz ne iyi bir şey yapmışız diye düşünmeye başladık. Büyük bir zenginlik getirdi bize. Genelde, rasyonel insanlar hep mantıklarıyla hareket ederler ama... Bazen insan yüreğinin sesini dinlemeli bence. Kızımız evimize çok büyük bir bereket getirdi. Büyük bir mutluluk getirdi. Benim eve erken gelmem için en büyük sebeptir Zeynep.

Eskiden Kız Babası Olmaya Korkardım

  * Kız babası olmak güzelmiş? İsmail Hakkı Edebali: Müthiş bir şey. Erkek çocukları sevmeye bile çekiniyor insan. Kocaman adam olmuş, neyini seveyim? Şükran Edebali: Zaten sevdirmiyorlar. Küçüğüne bile gel, sarılayım diyorsun. "Anne yaaaaa" deyip kaçıyor. İsmail Hakkı Edebali: Oğlum kahvaltıya gidelim diyorsun. "Gidin siz, biz ayrı takılacağız" diyor. Şükran Edebali: Oysa Zeynep bizden önce hazır. İsmail Hakkı Edebali: Biz şunu anladık ki, illa biyolojik anne baba olmak gerekmiyor anne baba duygusunu yaşamak için. Bunun örneğini biz yaşadık. Yaşamasam, birisi bana anlatsa belki ütopik gelirdi bana. Ben eskiden hep erkek çocuk isterdim, eşim de kızı olsun isterdi. * Feodal bir sebeple erkek çocuk istemiş olamazsınız? İsmail Hakkı Edebali: Yok, katiyyen ondan değil. Korkudan. "Kız olursa seveceğim, bakacağım, büyüteceğim, ondan sonra bir haydut gelecek, kızımı alıp götürecek" diyordum, bu düşünce bile beni korkutuyordu. Ama şimdi, kızım evimizin, hayatımızın kıymetlisi. Şükran Edebali: Zeynep geleli 1-2 ay falan olmuştu. İsmail Bey bir televizyon programına çıkmıştı. Bir baktım, kızım televizyon ünitesine çıkmış, televizyondaki babasını öpüyor. İsmail Hakkı Edebali: Bizim ona verdiğimiz bir şey yok aslında. Biz her anne babanın yapması gerekeni yaptık. Ama O'nun bize verdiği, kattığı çok şey var. Şükran Edebali: Kızım abileriyle müzik dinliyor, dans ediyor. Biz "hadi kalkın oynayın" desek yaparlar mı? Asla yapmazlar! Ama Zeynep'i kırmamak adına müzik açınca mecbur O'nunla dans ediyorlar. Her çocuğun "Anne, baba!" demeye hakkı var. Buna inanıyorum. İsmail Hakkı Edebali: Zeynep bazen eski fotoğraflarımıza bakıyor. Yekta, Yusuf, Uğur var. "Ben niye yokum?" diyor. * N'apıyorsunuz o zaman? Şükran Edebali: Psikolog dedi ki; bu soruları sorduğu zaman "Gelmemiştin" deyin. Bu O'nun kafasında yerleşsin yavaştan. Ben de öyle diyorum. "Sen daha gelmemiştin annecim." İsmail Hakkı Edebali: Masalsız yatmaz kızım.  Mutlaka Keloğlan masalını anlatırım her akşam. * Neden her akşam Keloğlan? Sindirella var, Pamuk Prenses var? İsmail Hakkı Edebali: Bir tek o masalı biliyorum. Kızım da çok sevdi. Bir kelime kaçırayım; hemen "Baba kaçırdın" ya da "Baba orayı unuttun, düzelt" diye uyarır. Şükran Edebali: İsmail Bey işi yüzünden gelemediyse ben anlatıyorum bazen ya da abiler... * Zeynep büyünce ne olsun, nerede olsun istersiniz? İsmail Hakkı Edebali: İyi bir insan olsun. Şükran Edebali: Evet öncelikle iyi bir insan olsun. Ve okusun istiyorum. Hep arkasında olacağım inşallah. Her konuda arkasında olacağım kızımın.

Kızım İçin Ne Gerekiyorsa Onu Yaparım

  * Çevrenizden tuhaf tepki aldığınız oldu mu? Şükran Edebali: Maalesef... Bana, "bu kız nereli? Suriyeli mi?" diye soranlar oldu zaman zaman. Hatta düşünün ki, bunu soranlar arasında üniversite mezunu insanlar vardı. * Ciddi misiniz? Şükran Edebali: Gerçekten. Çok üzüldüğümüz zamanlar oldu. En çok üzüldüğüm nokta da bu tür soruları soranlar arasında eğitimli insanların olmasıydı. Eskiden canım yanıyordu ama artık hiç önemsemiyorum! Benim için böyle şeylerin önemi olsaydı, en başından sorar sorgulardım. Ben insanların DNA'sına, kütüğüne, nereden geldiğine bakmam. Benim için önemli olan bir kız çocuğunun hayatına dokunabilmekti. Benim bu dünyada yapabileceğim buysa, onu yapmak... Zeynep'in güzelliğini hiçbir şeye değişmem ben. Zeynep benim evladım. Zeynep'i her yere götürdüm ben. Bana onun için de tepki gösterdiler. O'nun için uygun olabilecek bazı programlara da götürdüm. İsmail Bey'in bir programı oluyor mesela gideceksem çocuğumu da götürüyorum. "Niye getiriyorsun" diye tepki gösterenler oluyor. Hatta bir keresinde bir düğüne gidecektik, giyindik kuşandık tam salonun kapısına geldik arabayla. Zeynep, benim başımdan aşağı istifra etti. İsmail Bey'e, "sen git" dedim. Ben de aldım Zeynep'i geldik eve, yıkandık paklandık kızımla, oturduk bir güzel. Zeynep'le gidebilirsem giderim. Gidemezsem de gidemem. O benim evladım. Ve ben kızım için ne yapmam gerekiyorsa onu yaparım.


İşte Şükran Edebali'nin kızı Zeynep Edebali için yazdığı o şiir:  

HOŞGELDİN ZEYNEBİM Güzel gözlü kızım, Masumiyetim, mahremiyetim İyi niyetim İki dünyalık nimetim, ZEYNEBİM...   Öyle bir gelişle geldin ki ömrüme; Cennete çevirdin yalan dünyamı...   Ben sende kendimi gördüm... Kendimi buldum körpe ruhunda... Aynaları kıskandıracak kadar duru, Masumiyeti taçlandıracak kadar onurlu, Bir çift güzel göz gördüm sende...   Sessizliğinde hazin hikayeler gördüm kızım, Derin bakışlar gördüm zeytin gözlerinde Konuşmadan her şeyi anlatan...   Issız, yitik duygular, Boynu bükülü özlemler gördüm ruhunda... Yaralayıcı iç çekişler   Boynu bükülü duruşlar, Yüreklere sığmayan haykırışlar, Baharlara hasret kışlar gördüm ben sende... 1,5 yaşında minik bir yüreğe sığmayacak hicranı gördüm. Beni al, sev sarıl diye yalvaran bir çift göz gördüm Nasıl da ürkek... Nasıl da savunmasızdın... Bu halinle anne yüreğime sızdın...   Kara kızım benim..! Nasıl da güzel masum bakışların var... Beni benden alan... Bana insanlığımı hatırlatan Ömrüme gönlüme iyi ki geldin..! Hoş geldin... Hoş geldin Zeynebim... Hoş geldin karabiberim...   Sen kaderini kendin çizdin güzel gözlüm... Sen benim kaderimdin... Geldin... Geldin... Hoş geldin. Tutundun minicik ellerinle ellerime... Ve artık acıları geçmişe gömdük...   Artık hüzünlü gecelerin, Soğuk duvarların, Acıtan bayram sabahların, Boynu bükülü yarım sevinçlerin hiç olmayacak güzel gözlüm...   Karabiberim Zeynebim artık zor günler geride kaldı... Beraber yürüyeceğiz hayat yolumuzu, Aynı manzaralar değecek gözbebeklerimize, Aynı şehrin baharları getirecek çiçek kokularını bize, Aynı yağmur damlaları ıslatacak bedenimizi Aynı kaldırımlarda yan yana  yürüyeceğiz... Aynı sevinçler kanatlandıracak yüreğimizi, Aynı ezanların nuruyla aydınlanacak, Aynı seher vakitlerinde başlayacağız güne...   Benim şeker tadındaki karabiberim, Gözlerimde ferim, Gönlümdeki yerin çok derin...   Mevlam bana ömür verdikçe nefesim nefesinle olacak... Mevlamın hoşnut olacağı bir hayatla beraber büyüteceğiz umutlarımızı...   Mutluluğa, Huzura, Şefkate, Anne yüreğime hoş geldin...   Ömrüme, gönlüme hoş geldin... Evime hoş geldin... Hoş geldin Zeynebim... HOŞ GELDİN..!   Şükran EDEBALİ 5 Aralık 2015    

       

Magazin
Şevval Sam: Mesafe olmazsa Harbiye'de rekor kırarım
"Uzun zamandır üzerine çalıştığımız Karadeniz albümünün çalışmaları devam ediyor.
Gündem
Çavuşoğlu'dan Filistin mesajı
Çavuşoğlu'dan Filistin açıklaması: Ümmet bizden liderlik bekliyor, Türkiye gereken her adımı atma...
Spor
Fenerbahçe'nin şampiyonluk hasreti 7 yıla çıktı
Sarı-lacivertliler ayrıca birçok galibiyet serisine de bu sezon son verirken, iç sahada mağlubiye...
Gündem
200 kiloluk Covid-19'lu hastaya film gibi kurtarma operasyonu
Kocaeli'nin Körfez ilçesinde yakalandığı korona virüs sonrası evinde fenalaşan 200 kiloluk 78 yaş...
Bursa
Yıldırım Belediyesi ruhsat işlemlerinde bürokrasiye son!
Yıldırım Belediyesi, uyguladığı yenilikçi ve dijital teknolojiler ile hizmet sunumunda bürokrasiy...
Bursa
Deniz salyaları su altını böyle vurdu
Marmara Denizi'nde yaklaşık 3 aydır etkili olan deniz salyalarının deniz altındaki hayatı da olum...
Barajda sular çekilince bir köy daha ortaya çıktı
Dudak uçuklatan yarış! Tam 1,5 milyon lira...
Koronavirüse karşı akciğerinizi güçlendirin
Pandemi döneminde duruş bozuklukları arttı

En Çok Okunan Haberler

Saldırılarda hayatını kaybeden Filistinli sa...

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ...

İçişleri Bakanlığı'ndan "kademeli normalleşm...

İçişleri Bakanlığı'ndan "kademeli normalleşme" genel...

Bursa için dolu ve sel uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıkl...

Bursa'da taraftarlar birbirine girdi

Bursa'da Beşiktaş'ın şampiyonluğunu kutlamak için so...

Bursa'da sürücü ile polis arasında ilginç di...

Kısıtlamada boş yolda duvara çarpan sürücü ile polis...

"Hiç kimse istemiyor Kılıçdaroğlu'nun aday o...

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet H...

Bursa'nın en büyük kentsel dönüşümü!

Olay Gazetesi Yazarı Ahmet Emin Yılmaz, Bursa'da baş...

Bursalılar dikkat!

Bursa'da bugün sıcaklık en yüksek 22 derece. Öğleden...

CHP milletvekilleri, 15 Temmuz Şehitler Köpr...

CHP'li milletvekilleri Ali Mahir Başarır, Sera ...

İsrail ordusu: Hamas'ın Gazze liderinin evi ...

İsrail ordusu, Hamas'ın Gazze lideri Yehiyeh Sinwar'...

Boupendza, sezonu gol kralı olarak tamamladı

Süper Lig'in 2020-2021 sezonun gol kralı Atakaş Hata...

Siyasette gündem yeni anayasa

Cumhur İttifakı kanadında AK Parti bir taraftan MHP'...

Bursalı yaren leylek anne oldu

Yaren leylek yavrularıyla böyle görüntülendi

Çorum'da deprem

Çorum'da gece yarısı meydana gelen 4.0 büyüklüğündek...

Bursa'da rahvan yarış atlarına çip takıldı!

Orhaneli'de rahvan at yarışlarına katılan ve katılac...