Yeni il başkanını arayan AK Parti'nin RANTLA imtihanı...

Özlem Yağmur 18 Kasım 2020 Çarşamba, 23:29

Bursa siyasi kulisleri son bir haftadır, il kongresinde yeniden aday olmayacağını açıklayan mevcut Başkan Ayhan Salman'ın ardından AK Parti'nin yeni il başkanının kim olacağı hususuna takılmış durumda.

Allah sizi inandırsın, şahsen benim bu konuda hiç bir bilgim ya da fikrim yok. AK Parti temayüllerine göre olamıyor da...

Bu noktada, sağlam kulis alan, olasılıkları yazan, kamuoyuyla paylaşan meslektaşlarımı hem tenzih ederekten, hem de kendilerini ilgiyle takip ettiğimi belirterekten yazayım.

AK Parti'nin yeni il başkanının kim olacağını bu ülkede bir tek kişi biliyor, o da husus dahilinde tek karar verici olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan...

E benim de kendisine ulaşıp, "AK Parti Bursa İl Başkanlığı için kimi düşünüyorsunuz?"

Diye sorma fırsatım olamayınca, açıkçası bu kulis işine de giresim gelmiyor.

"Kaynağa ulaşamayacaksam, kaynağın kendisinden bilgi alamayacaksam, soramayacaksam, edemeyeceksem niye nafile çaba içerisine gireyim?"

Dolayısıyla, bu yönde kulisi olabilen arkadaşlarımı izlemek hem çok konforlu, hem de ilginç bir deneyim... (Hem de, sağlamından hasetleniyor insan. O da ayrı konu...)

Ve fakat...

Kulisimizin olamayışı fikrimizin olmadığı anlamına gelmiyor.

AK Parti'nin yeni il başkanının kim olacağını bilemiyorum ancak, nasıl birisi olmaması gerektiğine ilişkin kendimce kıymet verdiğim fikirlerim var.

***

Ama ondan önce, bir süre sonra koltuğu yeni il başkanına devretmeye hazırlanan Ayhan Salman'a bir kuple teşekkürüm olsun.

O da şu sebeple:

Salman'dan önceki İl Başkanı Cemalettin Torun döneminde, AK Parti'nin kayıtlı üyesi, neferi, biriciği, vesairesi olmayan bizler, bu kentin zencileriydik!

Partili, kadrolu, nefer, adanmış, kuşanmış, semirmiş ama bir türlü doymamış tayfanın yanında bizler, o kadar ötekiydik, o kadar ötekiydik ki...

Bursa sınırlarında bir nevi Aborjin muamelesi görürdük. (Faraza ben, neredeyse ayda bir kere, şikayet üzerine Emniyet'e gider, "hakaret kastım yoktur. Eleştri hakkımı kullandım" minvalli ifadeler vermek durumunda kalırdım, ki gına gelmişti.)

Dönemin, fevkalade seçkinci bir ruhla oluşturulmuş medyası vardı.

Her biri bir diğerinden ferasetli, "dünya karması" kalibresindeki bu özel üretim medya yanında bizlere daimi bir "Kınalı Yapıncak" muamelesi uygulanır...

Hatırı sayılır bir ekserisi, bir sabah kalktığında, "Ben artık gasteci olucam" diye mesleğimizi taçlandırmış bu hususi toplama "A Takımı" karşısında ötelenmekten o denli yerle yeksan olurduk ki, Cemalettin Torun'un ardından göreve gelen Ayhan Salman, benim gibi "öteki mahallenin" kalemine misal ilaç gibi geldi.

O da şöyle oldu:

Nefret etmiyordu!

Onun gibi, partisininki gibi düşünmediğimizi bilmesine rağmen nefret etmiyordu!

Amansız bir şekilde ötekileştirerek fikri sürgünlere göndermiyordu!

İkinci sınıf gazeteci muamelesi çekmiyordu.

Tepeden bakmıyor, "Ben çok güçlü konumdayım. Ben çok mühim bir koltuktayım. Herkes haddini bilecek!" Tiribi atmıyordu.

Allah sizi inandırsın, hoşumuza gitti bu durum.

Onlardan biri değilim. Olmaya da niyetim yok.

Hoş, o da bunu biliyor.

Ama buna rağmen nefret etmiyordu.

. "Yangında asla kurtarılmayacak" ayrık otu muamelesi görmemek, uzuuun yıllardan sonra iyi geldi. Sevindirik olduk.

Kutup değildik artık. Kutupdaki hiç değildik.

Örneğin ben, Ayhan Salman görevdeyken hiç Emniyet'e falan gidip ifade vermek zorunda kalmadım.

Fikirlerim, dünya görüşüm tüm zamanlardaki gibi haliyle yine sevilmedi. Ancak, bundan ötürü çok uzun bir aradan sonra "nefret edilen" olmadım.

AK Parti üyesi olmadığımız için ötekileştirilmediğimiz...

Nefer olmadığımız için bedel ödemediğimiz... (Hoş, neferlerin de, aslında neyin neferi olduğu, ne yazık ki zaman içerisinde, en çok da 15 Temmuz ve sonrasındaki o "kal gelinen" hazin süreçte ortaya çıktı! Ya, neyse...)

Kendi halimizeyken de, olduğumuz gibi kabul edildiğimiz demokratik bir süreç yaşadık.

Nefret edilmediğimiz için biz de nefret etmekten vazgeçtik.

Sırf bu vesileyle bile, Ayhan Salman dönemi normalleşme adına önemlidir.

***

Ve tabii bir diğer esas önemli süreç ise Ayhan Salman'ın Bursa İl Başkanı olarak girdiği son yerel seçimdeki tavrıdır.

Yok... Eksik oldu.

Ayhan Salman'ın AK Parti İl Başkanı olarak, Alinur Aktaş'ın da Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak girdiği yerel seçimde, (Burası çok kesin bilgidir) "Rant Cephesi" karşısında verdikleri 15 Temmuz benzeri ıssız çabadır!

Şimdi arkadaşlar...

Bu ifadeyi sıklıkla kullanırım. Bursa siyaseti dediğin, öyle çok da devasa bir çevrede şekillenmez.

Hepimiz de biliyoruz ki, Salman ve Aktaş, yerel seçim yarışında Bursa'da yalnızca muhalefet partilerine karşı mücadele etmedi.

RANTA karşı da mücadele etti!

Hatta en çok ranta karşı mücadele etti.

Yazarken dahi bi tuhaf oluyor insan.

Ya da, "ne yazıyorum lan ben?"

Diye kendisini paylıyor refleks olarak.

Hatta, hiç hoşlanmıyor bunu yazmaktan.

Hatta ve hatta, bunu yazdığı için ifrit oluyor.

Ve fakat ne yazık ki doğru...

Zira son yerel seçimde RANT başka yere tezgah açmıştı.

Tezgahın başına da, sağına soluna bakmaksızın, parti ayrımı gözetmeksizin envai çeşit rantiye üşüşmüştü!

Sonuçta, o koca koca müteahhitler de biliyordu, kimin seçilmesi halinde ne olacağını...

Bursa'da nev-i şahsına münhasır uygulanan "Kentsel dönüşüm" adı altındaki o korkunç kent suçunun hangi koşullar altında devam edeceğini...

Sandıktan çıkacak hangi sonucun kendilerini ihya, kenti de mevta edeceğini fevkalade iyi biliyorlardı.

Zaten bu bilgi hasebiyle, (ay o ne derin havuzlardı öyle) Alinur Aktaş seçimi kaybetsin, CHP'nin adayı kazansın diye tıka basa doldurulup ilgili kampanyaya aktarılmıştı.

Onların kim olduğunu ben biliyorum. Benim gibi bir çok insan biliyor. Bir çok CHP'li biliyor. Bir çok AK Parti'li biliyor.

Ama en mühimi de, en çok kendileri biliyor.

Arka fonda, parayı bol bulmaktan kırk kere gidilmiş Umre ve Hac farizasının anılarından kalan fotoğraflarıyla, "Hayırlı cumalar" paylaşımını kat-i surette ihmal etmeyen, o pek kıymetli ve elbette ki pek mümin koca koca müteahhitler, hangi havuzun musluğu oldu?

Hangi havuz problemini, yavuz mu yavuz yöntemlerle çözüverdi?

Rantını keseceği garanti olan adaya mı destek oldular? (Netekim de kesildi!)

Yoksa...

Süreci gani gani devam ettireceğini garanti edene mi?

Ne dersiniz?..

***

Hadi onlar müteahhit.

"Yemişim kenti" deyip çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri velev ki fıtratlarında var.

Pekii...

Bu caaanım müteahhitlere kimler destek oldu?

Kimler akıl, fikir verdi?

Kimler onlarla birlikte yol yürüdü?

Ben biliyorum. Bir çok CHP'li biliyor. Bir çok AK Parti'li biliyor.

Ama en önemlisi, onlar kendilerini biliyor.

Hasılı arkadaşlar...

Bir yerde RANT varsa, orada ne parti kalıyor, ne duruş, ne dava, ne vefa, ne bir şey...

Son yerel seçimde, Bursa'daki bir çok AK Parti üyesinin CHP Adayı'nı cansiperane desteklediğini ben biliyorum.

Biz biliyoruz, siz biliyorsunuz.

Ama en önemlisi, onlar kendilerini biliyor.

***

İlaveten...

O çok nefer, çok adanmış, çok kutsanmış, çok yemiş, çok semirmiş, ama yine de gözü doymamış...

Geçmiş dönemin "Dünya Karması" "A Takımı" kadrolu, partili gazetecileri faraza...

Onlar kimi destekledi son yerel seçimde?

Partilerinin adayını mı?

"Kutlu davalarını mı?"

Yoksa...

...?????

***

E dedik ya, Bursa öyle çok da devasa bir sistem üzerine dönmüyor.

Kartları karan, dağıtan, alan ve kazanan daima net.

Ha, bu kez tezgah farklı yöne kuruldu.

Ters köşe yaptı!

Tezgah farklı yöne kurulunca da, hatlar karıştı.

İş bu karışık hatlar sebebiyle diyeceğim o ki, AK Parti'nin yeni İl Başkanı kim olacak hiç bilemiyorum.

Ancak, ranta karşı verilmiş ve kazanılmış bir mücadeleyi devam ettirecek bir isim olmalı.

Kenti ranta yedirmeyecek bir zihniyette olmalı.

AK Parti'nin yeni İl Başkanı olacak isim, koltuğa oturmadan önce ilk iş olarak atlasın bir helikoptere ve kentin üzerinde üç beş tur atsın.

Şöyle bir baksın Bursa'ya...

Bu kenti katleden, kimliksizleştiren, kişiliksiz bir sonradan görme gibi ruhunu kirleten o beton canavarlar O'nun da canını yakıyorsa, doğru isimdir.

Yok, yakmıyorsa.

O zaman eyvah eyvah!