Bursa siyasetinin ufak tefek cinayetleri-1

Özlem Yağmur 30 Eylül 2019 Pazartesi, 21:48

Efendim, son senelerde bilhassa yazları direkt Ağustos Böceği moduna giren ve bu vesileyle kat-iyyen yazı yazmayan-yazamayan yazarınız için sezonu açma vakti gelmiştir.

Aylar sonra gelen bu ilk yazıda yerel-yöresel takılalım...

Hatta arada, muhterem eşe dosta da takılalım.

Ki, elimizin pası silinsin.

Takılacağımız ilk dost da kıymetli meslektaşım Ercan Akyıldız olsun... (Bu arada, Ercan'a takılmadan önce bu parantez marifetiyle belirtmeliyim ki, Ercan Akyıldız benim çoook eski ve kıymet verdiğim bir meslektaşımdır. Sabrı bizzat ben tarafından yaklaşık 25 yıldır sınanmıştır. Her seferinde de Eyüp mertebesine varmış bir sabır abidesidir Sevgili Ercan...

Faraza... Daha okul yeni bitmiş. Teoride "eh" pratikte sıfır ayarında tıfıl bir gazeteci olarak Bursa Haber Gazetesi'nde, vatani hizmetini yapmak için görevden ayrılan Ercan'ın yerine-Ercan gelene kadar politika muhabiri olarak işe başlamışım. Ve önüme de, "al sen bununla yaz" diye turuncu bir daktilo koymuşlar. Olduğu kadar artık çalışıyorum.

Aradan aylar geçti. Bir gün yine gazetenin verdiği turuncu daktiloda çattara çattara haber yazıyorum. Derken, o zamana kadar hiç görmediğim atarlı biri yanıma gelip, "ver o daktiloyu. Ben yazı yazıcam" demiş bulundu.

Burada uzun uzadıya yazmayayım. Gerekli tartışma ortamı ivedilikle yaşandıktan sonra ben, kaptığım gibi daktiloyu Ercan'ın kafasına fırlatıverdim. Ve tabii fırlatırken de layığıyla saydırdım!

....!?!?!?!

Ve sonra da biz Ercan'la çok iyi dost olduk.

Ve fakat, o iyi olduğu için, sabırlı olduğu için, her şeye rağmen nezaketli davrandığı için olduk. Daha ilk karşılaşmada kafasına daktilo fırlatmama karşın nasıl nezaketli olduysa, o haberdeyken masasının arkasına Che ya da Fidel Kastro'nun kallavi posterlerini asmam karşısında da nezaketini hiç bozmadı. Ben daima Ercan'ın Abi'liğini ve dostluğunu gördüm.

Dolayısıyla, bu yazıda Ercan'ın gündeme getirdiği bir mevzuyu ve konuyu ele alış şeklini eleştirecek olsam, da...

Asla nezaketsizlik yapmadan. Asla haddimi aşmadan olur bu. Aksi halde, çok ama çok ayıp olur.

Ki, ben dosta asla ayıp etmem!)

****

Şimdi bizim Sevgili Ercan Akyıldız bundan bir kaç gün önce, Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem'in asgari ücretle çalışan şoförüne ait olduğu sonradan ortaya çıkan meşhur Kaçak Şato ile ilgili fevkalade iyimser, pamuk şekeri tadında bir yazı yazdı. (E şimdi bahse konu yapı, olabilecek ennnnn SİT alana, üstüne üslük su havzasına kondurulan kallavi bir "Şato" olunca... E bir de, Nilüfer Belediyesi Kaçak Şato'nun teeeeee legal paspasına kadar yol yapınca! Herkes gibi ben de Turgay Erdem'in sandım. Yanılmışım. İlgili Şato Turgay Erdem'in bir arkadaşının kardeşine aitmiş. Kardeş de, vakti zamanında Nilüfer Belediyesi'nde asgari ücretle çalışan bir emekdarmış vs, vs, vs...)

Neyse...

Bizim Sevgili Ercan, "O Villa Yıkılırsa Kimin Eline Ne Geçecek" başlıklı yazısında öyle duygusal öyle damar bir pozisyon çizmiş ki...

Kaçak Şato ile ilgili gerçekleri ortaya çıkaranlar ve vaziyete muhalefet edenler bildiğin kara vicdanlı olup çıkmış! (Artık yıktıran kim bilir ne olur?)

Yazıyı okusan, sanırsın ki, bir garibanın iki göz oda gecekondusunu başına yıkmak isteyen vicdansız bir gruh var.

Bizim Ercan da kalkmış, o kara vicdanlı, o zalim güruha karşı kalemini biçare garibana siper etmiş. (Ya Ercan... Hem sen beni niye hikayenin Aliye Rona'sı yaptın ki? Oldu mu yani?)

Vay efendim, yıkılırsa kimin eline ne geçecekmiş?

Haydaaaaaaa...

Oysa mevzu şu:

Yani ortalama bir gazetecinin olaya bakması gereken bakışısı tam tamına şudur:

Bir kaçak yapı yıkılırken kimsenin eline bir şey geçmez.

Ne geçsin?

Niye geçsin?

Aklı başında kimse de, bir kaçak yapı, kaçak olduğu için yıkılırken zil takıp oynamaz.

"Ohhhhh... Caanıma değsin!" Moduna girip ergenler gibi şımarmaz.

Kaçak yapılar kaçak olduğu için yıkılmalıdır.

Kanunsuz olduğu için, kanuna aykırı yapıldığı için yıkılmalıdır!

Yapan, kanuna karşı nanik yaptığı için yıkılmalıdır!

Kim sallar bu ülkenin kanununu! Diye kafa

tuttuğu için yıkılmalıdır!

Hele hele bahse konu Şato, yeşile ve su havzasına çok fena kazık attığı için mutlaka yıkılmalıdır!

Kamunun ve doğanın hakkını gasp ettiği için yıkılmalıdır!

Üstüne üstlük...

İlgili yapı, Bir Belediye Başkanı'nın yakınına aitse...

O Belediye Başkanı'nın yönettiği Belediye, o "arkadaşın kardeşinin" kaçak yapısının önüne kadar yol döşediyse!

Yani kamu olanakları imtiyazlı insanların menfaatine boca edildiyse! Her şartta yıkılmalıdır.

Ki, meslek büyüğüm olarak aslında sen bunların ve çok daha fazlasını benden elbette daha iyi bilirsin.

Bak mesela, o kaçak yapıyı yıkmak da yetmez.

"Yaptım oldu. Yıktın bitti" diye bir mavzuat yok.

E bir de yargı süreci vardır-olmalıdır.

Yapan, yaptıran, senin benim vergimi götürüp oraya yol diye döşeyenler de yargılanmalıdır!

Ben mesela, vergimin tek bir kuruşunun bile Turgay Erdem'in arkadaşının kardeşinin su havzasına diktiği Kaçak Şato'ya yol olarak gömülmesini kabul etmiyorum! (Aslında keşke sen de etmesen...)

Dolayısıyla da...

Senin yazında sorduğun, "villanın yıkılmasının kime faydası olacak?" sorusu karşısındaki şaşkınlığımı bak kaç zaman geçti, hala üzerimden atamıyorum.

Oysa...

O kaçak yapının yıkılmasının kamu vicdanına faydası olacak.

Yeşile, doğaya, insana faydası olacak.

Hakka, hukuka faydası olacak.

İnsanların kanunlar karşısında eşit olduğunu hissetmesine faydası olacak.

İmtiyazlı sınıfların azılı hak gasplarının önüne geçilmesine faydası olacak.

Anayasa'nın eşitlik ilkesinin tecellisine faydası olacak.

Kula ve hakkına faydası olacak.

Burada tek zarar eden, Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem'in arkadaşının, asgari ücretle çalışırken kim bilir kaç trilyonluk o Şato'yu yapacak kadar servet biriktirebilen mahir kardeşi olacak!

E o da zaten gazetecinin derdi olmayacak. (Olursa zaten orada sıkıntı var demektir.)

****

İlaveten kıymetli Ercan...

Yine yazında, "Eker Park'ta genç bir işadamı tarafından bir metre (rakamla da yazalım. 1 metre...) yüksek yapıldı diye yıkılarak yerle bir edilen Milli Servet çöpe gitti!"

Demişsin ya...

Esaslı bir "haydaaaaa!"

Da, bu ifadene gelsin.

O kaçak yapıyı da Bursa kamuoyunun gündemine ilk getiren gazeteci olarak diyorum ki:

O iş öyle değil.

Hem yapanın genç ya da yaşlı olmasının bir önemi de yok. (Genç olmak bu hususta hafifletici bir sebep sayılmıyor. Bilakis, kanunlara genç bir insan kafa tutmuş oluyor! Ki, bence çok daha fena.)

Üstelik olay senin okurlarına anlattığın gibi değil!

Alakası yok hatta.

Şöyle ki: O genç iş adamı sen kalk, kapı gibi yeşil alana ruhsatsız binayı dik!

Toplumun-kamunun hakkını gasp et!

Sonra bizim altın kalpli Ercan gelsin, "Milli servet gitti" diye kendisini de beni de heder etsin.

Hasılı Ercan, orada da mevzu yapının santimi-metresi falan değildi.

Adı üzerinde bak: Eker PARK...

Yani harbiden park... Yani yeşil alan... Yani kamusal alan...

Milli Servet meselesine gelince...

Bana milliden ziyade şahsi gibi geldi.

Ama yine de sen bilirsin...


Yazarın Notu:

Aylardır yazmayınca hamlamışız. Bursa siyasetinin diğer ufak tefek cinayetleri... Nilüfer Belediye Meclis üyesi tarafından linç edildiği iddia edilen yaşlı başlı insanlar, o yaşlı kadın...

O insanların linç edilmesi karşısında ölü taklidi yapan siyasiler...

Ve tüm diğerleri de bir sonraki yazımızın konusu olsun.